Köz’ün Sözü: 2006 1 Mayısı On Yıl Öncekinin Değil 2005 1 Mayısının İzinde Şekillendi (Yayımlanma: Haziran 2006)

0

10 yıl önce, Kadıköy 12 Eylül’den beri görülmüş en kalabalık 1 Mayıs eylemine sahne olmuştu. 2006 1 Mayısı da «birleşik ve kitlesel 1 Mayıs çağrılarının» ardından geldi.  Ama on yıl önceki büyüklükte bir kitlenin bir araya gelmesi muhtemel görünmüyordu ve öyle olmadı. Hatta geçen yılki 1 Mayıs’taki kadar bir kitle de yoktu. Kimse de bunun aksini söylemedi. Ama sanki sınıf mücadelesinin seyrini kaderin cilvesi tayin ediyormuş gibi, arzulandığı kadar kitlesel bir 1 Mayıs’ın olmayışını 1 Mayıs’ın işgününe rastlaması bahanesiyle açıklayanlar az değil. Oysa 1995 1 Mayısının bir Pazartesi gününe denk gelmesi kitlesel bir 1 Mayıs olmasına engel olmamıştı. 1996 1 Mayısının kalabalık ve devrimci bir eyleme sahne olmasının sırrı da «mübarek» bir bayram gününe rastlamasından ileri gelmiyordu.

İlle de iş günü-tatil günü ayrımının, havanın açık ya da kapalı oluşunun 1 Mayıslar üzerinde etkisi irdelenecekse, 2006 1 Mayıs’ın eksikliklerini izah etmek için değil geçen yılki 1 Mayıs’ın kalabalık olmasını izah etmek için bu tür etkenlere gönderme yapılması lazım. Bu bakımdan asıl geçen yılki 1 Mayısın kalabalık olmasını sınıf mücadelesindeki bir yükselişin belirtisi olarak değil, tatil gününe rastlaması ile açıklamak doğru ve isabetli olur. Bu yıl da hareketin genel seyrinin hala değişmediğinin altını çizmek gerekir. Geçen yılkini aşan bir katılım olmayışını iş günü bahanesi ile değil sınıf hareketindeki geri çekilme eğiliminin sürmeye devam etmesiyle açıklamak gerekir. Tastamam öyledir. Geri çekilme dönemi sürmektedir. 2006 1 Mayısının bölünmeden ve kitlesel geçmesi bu gerçeği değiştirmemektedir. Bilakis 1996 ile kıyaslandığı takdirde bu saptamaya tanıklık etmektedir.

1996 1 Mayısına kitleselliğini veren unsurlardan bir tanesi de 1989’dan beri grevli toplu sözleşmeli sendika mücadelesini yükselten kamu işçileri idi. KESK 2006 1 Mayısına hem grevsiz ve toplu sözleşmesiz sendikacılığa uyum sağlamış olarak, hem de kitlesi azalmış ve maneviyatı bozulmuş olarak geldi. Hedef kitlesinin önemli bir kısmını da gerici «devlet memuru sendikacıları»na kaptırmış durumda olduğu belli idi.

Kürt hareketi 1996 1 Mayısında baskın ve alana damga vuran bir güç değildi. Daha çok sonraki 1 Mayıslarda böyle bir özellik kazanmıştı. Bununla birlikte 2006 1 Mayısında bir yıl öncekinden daha kalabalık bir topluluk oluştursa ve İzmir’de olduğu gibi görece militan bir karakter gösterse de bu kitlenin de 1999’a gelinceye kadar alışılmış olan çapın ve dinamizmin uzağında olduğu görülüyordu. Kürt kortejleri sonradan ulaştığı boyutlardan ziyade en fazla 1995–96’daki kadar bir kitleyi alana taşımıştı ama ruh hali bakımından o kitlenin de 10 yıl öncekine benzer bir hali yoktu. Hatta bırakalım geçmişi birkaç ay önceki serhıldanlarda yer alan kitle de o kortejlerde değildi.

 «Kendi Kitlelerini» Arttıranlar

1996 1 Mayısında sendikaların alana taşıyabildiği işçileri kat be kat aşan bir kitle değişik çizgilerdeki sosyalist ve devrimci akımlar tarafından 1 Mayısa taşınmıştı. 1995’te olduğu gibi alana asıl rengini veren kitle de işçi sınıfının görülmeyen kesimlerinden oluşmaktaydı. Bu yığınlarla içi içe olan ve 1995 Mart eylemlerinde şu ya da bu biçimde bilfiil yer aldıkları gibi, buradan taze bir rüzgâr almış olan devrimci akımlar da diri ve kalabalık kortejlerle alana akmıştı.

Bu yıl ise özellikle bazı akımlar (örneğin ÖMP ve BDSP) 1 Mayıs’a bir yıllık gayretli bir çalışmanın sonucu olduğu belli olan kortejlerle girdiler. Ama bu kortejler aynı zamanda bir yıllık çalışmanın hedeflerindeki yanlışı da yansıtıyordu. Bu çalışmalarda öne çıkan tabir uygun ise «kendi kitlesini» oluşturma hedefi idi. Açıkça veya üstü kapalı olarak başkalarına kapalı «kurultay»lar bu hedefin bariz bir dışa vurumu idi. Bu açıdan bakıldığında ve 1 Mayıs alanlarına yansıyan tablo değerlendirildiğinde söz konusu akımlar bakımından bu hedef doğrultusunda bir mesafe alınmış olduğunu söylemek gerekir. Ama bir hedefe ne kadar yaklaşılıp yaklaşılmadığı hedefin doğru seçildiğinin kanıtı değildir. Aksine sınıf mücadelesinin bir yükseliş eğiliminde olup olmadığına bakmadan hareket edildiği takdirde böyle bir seçim kitle içinden kimi unsurları ileri çekmekten ziyade bu hedefi benimseyenlerin kitlenin çizgisine yaklaşmasına yol açabilir. Kitlelerin örgütleri ile devrimcilerin örgütü arasındaki ayrımı sınıf mücadelesinin bir yükseliş evresinde olup olmadığına bakmaksızın silikleştirmek ise, böyle bir savrulmaya çok elverişli bir durum yaratır. Bu gibi kortejlerin ağırlıklı olarak söz konusu akımların sevk ve idaresi altında olan unsurlardan oluştuğu az çok bellidir. O zaman (her ne kadar pek çok akım önderlik niteliğini kitleleri kendi malı gibi görme biçiminde algılama eğiliminde olsa da) bu kortejlerin alana kitleleri taşıdığını söylemek doğru değildir. Bilakis bu kortejlerin «kitleselleşme» uğruna o kitlenin çizgisine yaklaştığını söylemek gerçeğe daha yakın görünmektedir.

Kaldı ki, bu kortejlerin bileşimi ve haleti ruhiyesinin 1995’te arama noktasını çiğneyip geçen ve 1996’da Kadıköy’ü savaş alanına çeviren kitleninki ile bir benzerliği olmadığı da besbellidir. Hatta bu kitlenin söz konusu akımların ifade ettiği geleneksel tutumu yansıtmaktan uzak olduklarını görmek de zor değildir.

Birleşik ve Kitlesel 1 Mayıs Hedefi

2006 1 Mayısına giderken hem Devrimci 1 Mayıs Platformunu oluşturanların hem de başkalarının hedefi «Birleşik ve Kitlesel 1 Mayıs»tı. Her ne kadar 80 sonrasında o zamana kadar gerçekleşen en kitlesel eylem olsa da, 1996 1 Mayısını tarif etmek için birleşik ve kitlesel olduğunu söylemenin en uygun tanım olmadığı açık olsa gerektir. «Birleşik ve Kitlesel 1 Mayıs» tarifi mesela geri çekilme döneminin başladığını tescil eden 2000 1 Mayısını veyahut geçen yılkini anlatabilir. Bu yıl ayrı alan tartışması ve alternatif arayışları olmadığı akılda tutulursa, 2006 1 Mayısının «daha birleşik» olduğu da söylenebilir. Ama daha kitlesel olduğu söylenemez. Bu nedenle «birleşik ve kitlesel 1 Mayıs» hedefinin seçilmesi bile,  onuncu yılında 1996 1 Mayısının çizgisini yeniden yakalama arayışının olmadığının bir göstergesidir.

Zaten devrimci akımların hiç biri 2006 1 Mayıs’ına 10 yıl öncekine geldikleri gibi gelmedi. Daha çok 2005 1 Mayısından güç alarak veya Mart eylemlerinin ivmesiyle 1 Mayısa gitmekten söz edenler oldu. Oysa parçalı bölük gerçekleşen Mart eylemlerinin ne 1995’teki, ne de 1996 yılındaki Mart eylemleriyle bir benzerlikleri vardır. Kuşkusuz bölüne bölüne zayıflayan Mart Mayıs sürecindeki eylemlerden sonra, 1 Mayıs mitinginin tek bir alanda ve herkesin katılımıyla gerçekleşmesi önemli ve olumlu bir gelişmeydi.

En azından kitle eylemlerinin bölünmemesi için ısrarlı bir tutum benimsemiş olan KöZ’ün arkasındaki komünistlerin bundan şikâyet etmesi söz konusu olamaz. Ama kitle eylemlerinin bölünmemesi için ısrarcı olmak birleşik ve kitlesel bir 1 Mayıs’ın kendi başına devrimci bir kitle eylemine dönüşeceğine dair bir hayalden ileri gelmiyordu. Devrimci bir 1 Mayıs eylemi birleşik ve kitlesel bir 1 Mayıs hedefi sayesinde değil, birleşik ve kitlesel bir 1 Mayıs mitinginde politik duruşuyla ayrımlarını çekerek devrimci bir müdahale yapmak suretiyle sağlanabilirdi. Ne devrimci 1 Mayıs Platformunu oluşturan akımların, ne de başka platformlarla veya kendi başlarına alana gelenlerin böyle bir müdahaleyi amaçlamadığı da belli oldu. Daha doğrusu böyle bir müdahale yapmaya müsait bir politik tutumu temsil etmedikleri belli oldu.

İnisiyatif Kimin Elinde?

Kendilerini örgütsel kimlikleri ile yahut oluşturdukları muhtelif ittifakların kimlikleriyle ayırt eden pek çok öbek 1 Mayıs alanlarına hâkim olan çizgiden farklı bir tutumu ifade etmedi. «ABD karşıtlığı», «Halkların kardeşliği» şiarının öne çıkarılması, «77 1 Mayısının hesabının sorulması» ve güncel kapitalist saldırılara karşı sloganlar vb. bir çok sendika korteji dahil, hemen hemen tüm kortejlerin ortak tutumunu ifade ediyordu. Hatta ayrı bir alana kaçarak kendini ayırt etmek isteyen TKP’li oportünistlerin olduğu Kartal meydanında da aynı sloganlar yankılandı. Birleşik ve kitlesel bir 1 Mayısın çok somut ve anlaşılır bir maddi temeli olduğu besbelli idi.

Öte yandan 2006 1 Mayısı’na 2005 1 Mayıs’ından güç alarak gelenlerin devrimci akımlar değil, 1 Mayısın sağduyulu geçmesini sağlayan düzen güçleri, reformistler ve sendika bürokratları olduğu da bu 1 Mayısın aynasında açık seçik görüldü.

Türk-İş ve Hak İş’in 1 Mayıstan kaçmak için bir dizi manevra yapmasına, Emek Platformu’nun son günlere kadar kararsız kalarak adeta sabotaj çabalarına ve reformist partilerin ayak sürümelerine rağmen 2006 1 Mayısının ev sahipleri yine sendika bürokratları ve reformistler oldu; inisiyatif onların elinde kaldı.

Elbette 1995 ve 1996 1 Mayıslarının ev sahipleri de farklı değildi. Ama hem 1995’te hem 1996’da o ev sahipleri kaçacak delik aramış ve alana hakim olamamışlardı. Polisin saldırıları da onları kurtaramamıştı. Bu sene kaçak dövüşmelerine ve geçen yıllar boyunca epeyi güç kaybetmiş olmalarına rağmen, 1996’dan çok daha fazla inisiyatife sahip oldukları açıkca görüldü. Nitekim bu yıl kimsenin (başka sebeplerle 1 Mayıs’tan kaçmayı tercih eden TKP gibiler bir yana) ayrı alan tartışması yapmamış olması da bunu gösterir. İstanbul’da kürsüyü yuhlayan bir kitlenin olması ise bu tabloyu değiştirmemektedir. Onlarla 1995 ve 1996’da sendika bürokratlarını alandan kovan kitle arasında bir fark olduğu da apaçıktır. Keza İzmir’de polisin saldırısına militanca karşı koyan bir kitlenin olması da mitingin tekrar tertip komitesi tarafından toparlanıp tamamlanması gerçeğini değiştirmemiştir. Başka alanlardaki 1 Mayıs mitinglerinde de inisiyatifin sendika bürokratları ve reformistlerin elinde kalması gerçeğini değiştiren bir gelişme olmuş değildir.

Devrimci 1 Mayıs Platformu

Belki de bu açıyı kapatma gayretiyle, Devrimci 1 Mayıs Platformu bu yıl geçen yıla kıyasla daha erken harekete geçmişti. Ondan ayrı başka başka platformlar da vardı. Ama belli ki herkes kitlesellikten kendi kitlesini arttırmayı anladığı gibi, birleşikten de kendi aralarında önceden anlaşmış olan ittifakların birleşikliğini kastediyordu. Bu nedenle farklı farklı platformların birbirleriyle birleşme yönünde değil birbirini dışlayan bir rekabet içinde olduğunu söylemek daha doğru olur. Tabii her bir platformun kendi içine herkesi almaya pek hevesli olmadığı da bir başka gerçek olarak görülmüştür.

Bu çerçevede de olsa Devrimci 1 Mayıs Platformu bu yıl daha geniş bir platform olarak, hem de «8 Martı politik ve pratik olarak kazanmış olma iddiasıyla» 1 Mayıs’a giderken,  geçen yıldan daha örgütlü ve daha hazırlıklı durumdaydı. Alanda geçen yıldan daha etkili bir duruşu olduğu da bir gerçektir. Öte yandan bu platformun dışında kalan başka akımlar da kendi aralarında ayrı ayrı öbekler halinde daha hazırlıklı ve örgütlü olarak 1 Mayısa yöneldiler. Bu durumu tıpkı herkesin «kendi kitlesini» artırma gayretinde olması gibi, «kendi gibilerin birliğini» sağlama gayreti olarak değerlendirmek gerekir. Aynıların aynı yerde toplanmasında bir hayır olduğu da inkâr edilemez. Ama esas konu ile ilgili yanına vurgu yapmak gerekirse; bu öbeklerin toplam etkisinin 1996’da her biri kendi başına hareket eden akımların 1 Mayıs alanında yarattığı etkiyle kıyaslanamayacağı açıktır. Hatta bırakalım 1995 ve 1996 1 Mayıslarını, ne «Devrimci 1 Mayıs Platformu» ne de başka platformlar, 1996 1 Mayısı’na sadık kalma gayretiyle kurulmuş olan 1997 ve 1998’dekiler kadar bile etkili olamadı.

1996 1 Mayısı’na her bakımdan uzak bir 1 Mayısa gidildiğinin farkında olmayan da yoktu herhalde. Nitekim bu durumun en hazin işareti de görüldü: 1 Mayıs alanlarında 77 1 Mayısında düşenleri anma yarışında olan birçok kortej olmasına rağmen, adeta sözleşmiş gibi kimse 96 1 Mayısında aramızdan ayrılanları aynı coşkuyla anmaya ve katillerini aynı öfkeyle lanetlemeye yönelmedi. Bu sadece bir unutkanlığı ifade etmemektedir. 96 1 Mayısına ilişkin reformistlerin, legalist tasfiyecilerin ve burjuvazinin ağız birliği ederek ortaya koyduğu tutuma karşı bir tutumun da arka plana düştüğünün bir işareti olarak görülmelidir. Bu ise tasfiyecilik dalgasının etkisini yayarak sürdüğüne delalet eder.

Doğrusu özeleştirel bir vurgu olarak altını çizmek gerekir ki, 1999’da ilk katıldığı 1 Mayıs alanına 96’da düşenleri anarak girmiş olan ve onuncu yıldönümünde 1996 1 Mayısı’nı hatırlatmaya özel bir ağırlık veren KöZ de bu konuda bir istisna olmadı. Oysa tespit ve öngörülerimizin gereği bunu öne çıkaran bir tutum benimsemiş olmamız gerekirdi.

Farkı Kapatma Yönünde Ne Tür Çabalar Öne Çıktı?

1996 1 Mayısının düzeyini yakalamayı hayal etmenin bile güç olduğu koşullarda bu durumu telafi etmek üzere, çeşitli akımlar çeşitli refleksler gösterdi. 1995-96’daki militan kitle hareketinin yakalama adına bu hareketin militan boyutu yerine kitlesel boyutunu öne çıkartma eğilimi en yaygın olanlardandı. Nasıl olursa olsun kitlesel olan bir 1 Mayısın devrimcileşebileceği yönündeki yanılsamalar 1 Mayıs öncesinde ve sonrasında açık seçik söylenmese de yaygın idi.

Bir başka tutum da kitle hareketinin çapının düşmesi ve militanlık göstermeyişi karşısında kendi kitlesinin militanlaştırılmasına yönelik gayretlerde görülebilir. Bu durum militanların aktifleşmesine ve daha gayretle çalışmasına hizmet etse bile, söz konusu örgütlerin kendi disiplinleri ile harekete geçirdiklerinden fazla bir kesimi harekete geçirmesini sağlama konusunda pek başarılı olmamaktadır; en azından 1996’daki oranlara ulaşmadığı ve doğrusal bir gelişme ile ulaşamayacağı da açıktır.

Benzeri bir avunu vesilesi de bir takım başka kısmi başarıların veya direnişlerin 1 Mayıs’ı devrimcileştireceği hakkındaki söylemlerde görüldü. Bu ister tekil bir yerel direnişin abartılması biçiminde, ister «8 Martı sınıfsal ve tarihsel özüne uygun kutladık; 8 Martı pratik ve politik olarak kazandık» türünden söylemlerle ifade bulsun, benzer bir moral motivasyon yaratma kaygısını ifade ediyordu. Oysa bu tür motivasyon arayışları da kadroların avutulmasına yarasa bile, 1 Mayısın devrimcileştirilmesini sağlamaz. Çünkü 1996 ile 2006 arasında asıl eksikliği duyulan devrimci militanların kararlılık ve fedakarlık ruhu değildir. Eksik olan kitle hareketinin bu öznel etkenden bağımsız olarak ortaya koyduğu kitlesel militanlıktır ve bu etken ne sun’i biçimde ne de iradi olarak yaratılabilir.

KöZ’ün arkasında duran komünistler kendi sorunlarını ve tıkanıklıklarını hayali rüzgardan medet umarak aşma peşinde olanlardan ve sınıf hareketinin iradi biçimde yükseltilebileceğini sanarak dar kadro eylemlerinden medet umanlardan kendilerini bugüne kadar ayırt etmesini bilmişlerdir. Bundan sonra da pusulalarını şaşırmayacaklarını 2006 1 Mayısına giderken ve 1 Mayıs mitingleri içerisinde göstermişlerdir.

KöZ Ne Demişti?

Genel olarak devrimciler 2005 1 mayısının derslerini çıkaramamış olsalar da KöZ’ün arkasında duran komünistler 2005 deneyiminden hem devrimci hareketin bütünü bakımından çıkartılması gereken dersleri çıkartmış, hem de 2005 1 Mayısında kendi eksikliklerini tespit etmekten geri kalmamışlardı.

Geçen yılki 1 Mayısın ardından şunu söylemiştik:

“Her sosyalist hareketin bir tane, kimi zaman daha fazla, kitle örgütünün bulunduğunu ve sosyalistlerin genelde 1 Mayıs’a bu kurumlarla birlikte katıldığını, hatta kimi zaman kendi örgütsel kimliklerini kullanmak yerine bu “kitle örgütleri”nin ya da platformların kimliğini kullandıklarını biliyoruz. Bizim tutumumuz pratikte kitle örgütüyle devrimciler örgütünün karıştırılmasıyla sonuçlanan bu hatalı kavrayışa bir alternatif oluşturabildiği için önemliydi. İçinde çalışma yürüttüğümüz kitle örgütünü kendi malımız olarak görmedik.

Kortejimizde kendini KöZ okuru olarak tarif etmeyen bir yığın öğrenci ve emekçi kardeşimizle birlikte hareket etmeyi becerebilmemiz bunun en iyi kanıtıydı. Bu birlikteliği, kitle örgütüyle birlikte hareket etmeyi örgütsel talimatlarla, oldubittilerle değil kapsamlı bir siyasal çalışmanın sonucunda sağladık.

Bu örnekler çoğaldıkça 1 Mayıs’lara müdahale etme kapasitemizin de artacağını biliyoruz. Bu yüzden bugünkü kazanımlarımızı yeterli bulmuyoruz. Zira bir kitle örgütüyle ortak hareket etmeyi başarmış olsak bile varoşlarda çalışma yürüten diğer siyasi akımlarla ve kitle örgütleriyle somut bir ortaklık geliştiremedik.

Bu eksiklerimizi gidermek için bir dahaki Mart-Mayıs sürecini beklemeyeceğiz. Devrimcilerle ve kitle örgütleriyle ortak hareket etme imkânlarını genişletmek için geçtiğimiz aylardan beri sürdürdüğümüz çalışmayı 2 Mayıs’tan itibaren aynı ısrarla sürdüreceğiz. “

KöZ’ün arkasında duran komünistler bu sözlerinin de arkasında durdular ve 1 yıl boyunca aralıksız bir çalışma sürdürdüler. Hiç kuşkusuz tatil günü nedeniyle, özellikle öğrenciler arasında bir çalışma yürütmeye öncelik vermediğimiz için bizim de alana taşıyacağımız kitlenin miktarının geçen yılkinden fazla olması ihtimali yoktu. Ama zaten komünistler politik etkiyi kafa sayısı ile ölçmüyor. Politik etkimizi kendi disiplinimizin altında olmayan kesimleri harekete geçirme yeteneği ile ölçmeyi önemsiyoruz.

Bu bakış açısıyla da 2006 1 Mayısına gelirken başkalarından farklı olarak «kendi kitlemizi» arttırma yönünde özel bir gayret göstermeyeceğimiz belli idi. Aksine, daha çok kendi çevremizin ötesindeki kesimlere ulaşmak ve başka akımların içinde çalışma yürüttükleri kitleyle bu akımlarla rekabete girmeden ve onları çiğnemeden buluşmayı öne çıkardık. Hatta bu yönde kendi çevremizi harekete geçirme bakımından eksiklik gösterme riskini de göze alan bir gayret gösterdik. Bu 1 Mayıs öncesindeki kimi eylem ve etkinliklerde görüldüğü gibi 1 Mayıs alanlarına da hem olumlu hem de olumsuz yanlarıyla az çok yansıdı.

KöZ’ün Arkasında Duranlar Neleri Başardı?

Herşeyden önce alana yığınların akın akın gelmediği koşullarda KöZ’ün arkasında duran komünistlerin alanlara taşıdığı insan sayısında çarpıcı bir değişiklik olmadı. Bununla birlikte geçen yıla oranla geri düşmediğimiz gibi, 7 ayrı ilde ve farklı kortej bileşimleri ile alana çıkılışında görülebileceği gibi 2006 1 Mayısını daha ileri bir noktada karşıladığımız da açıktır.

İkinci bir nokta şudur: KöZ’ün arkasında duran komünistler İzmir dışında siyasi platformlarda yer almadıkları halde, kitle çalışması yürüten devrimcilerle dayanışma ve koordinasyon sağlama yönündeki gayretlerin her yerde küçük de olsa meyve vermeye başladığının işaretlerini görebildiler. Farklı siyasi çevrelerle kitle çalışması üzerinden kurulan ortaklıkların 1 Mayıs alanlarına yansıtılmış olması olumlu bir işarettir. İzmir örneğinde farklı çevrelerden kimselerin özellikle şovenizme karşı duruş nedeniyle bizim kortejimizde yürümüş olmaları da sevindirici bir başka gelişmedir.

Üçüncüsü belirli alanlarda ve sektörlerde yoğunlaşan bir çalışmanın tamamıyla ve doğrudan doğruya alanlara yansımamış olsa bile meyve vermekte olduğu da bu 1 Mayıs eylemlerinde görülmüştür. Örneğin İzmir’de Deri ve Kundura işçilerinin (her ne kadar alandaki kargaşada dağılmaları önlenememiş olsa da) harekete geçirilebilmiş olması buna iyi bir örnektir. Keza İstanbul’da yoldaşlarımızın tekstil atölyelerinde iş bırakma eylemlerine öncülük etmesi, (iş bırakanlardan sadece zaten bizimle 1 Mayısa geleceğini önceden bildiğimiz kimseler alana taşınabilmiş olsa da) önemli bir işarettir.  KöZ’ün arkasında duran komünistlerin İstanbul’da Mito işçileriyle direniş boyunca sürdürdükleri beraberliklerini 1 Mayıs alanında sürdürmüş olmaları da aynı doğrultuda olumlu bir örnektir.

Antalya’da pazarcı esnafının komünistlerin gayretleriyle ilk kez 1 Mayısa taşınmış olması; Denizli’de Tekstil-Sen kortejinde 1 Mayıs’a gidilmesi önemli ve olumlu yeni adımlardır. Aynı şekilde Hatay’da da yıllardır 1 Mayıs alanlarına taşınamayan şiarların bu yıl Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinde çalışan komünistler tarafından dile getirilmesi de altı çizilmesi gereken olumlu bir gelişmedir.

Kısaca değindiğimiz bu örnekler bile, Komünistlerin Birliğini savunanların yıllardır sürdürdükleri sabırlı çalışmanın sonuçlarının 1 Mayısın aynasında yansıdığına işaret eder. Komünistlerin, bu gelişmelerin derslerini çıkartıp, çalışmalarını bu derslerin ışığında boyutlandırarak yürütmelerine imkân sağlayan somut kazanımlar elde ettikleri açıktır.

Bununla birlikte, bu gayretli çalışmanın ve elde edilen kısmi başarıların sınıf hareketinin genel seyrini etkileyecek çapta olmadığını da unutmuş değiliz. Zaten KöZ’ün arkasında duran komünistlerin bu sebatlı çalışmayı büyük kitleleri harekete geçirme hayaliyle yürütmediklerinin bilincinde olduğunu biliyoruz ve yürüttükleri çalışmaları, aynı bilinçle daha da bilenmiş olarak sürdüreceklerinden de kuşku duymuyoruz.

Yolumuza Devam Edeceğiz

Varoşlardan esen rüzgârın kesilip kesilmediğine bakmadan, arkasında durduğumuz siyasi çizginin bu kesimler arasında birebir bir yankı bulmasını beklemeden, işçi sınıfının en çok ezilen ve en dinamik kesimleri arasında mevzilenmeye devam edeceğiz. Sınıf dayanışmasını pekiştirmek üzere aynı alanlarda çalışan başka devrimcilerle işbirliği ve koordinasyon içinde çalışma konusunda ısrarlarımızı sürdüreceğiz. Bu ısrarı 1 Mayıs alanlarına taşıma konusunda sonuna kadar gayret gösterip yeni bir yükselişin mimarları olma konusundaki azmimizi 2006 1 Mayısında olduğu gibi, sonrasında da ortaya koymaktan geri durmayacağız.

Sınıf mücadelesinin akıbeti hakkında kuşkulu olanlar 2006 1 Mayısının geçmiş deneyimlerin gerisine düştüğünü görmekle bundan sonra tarihin bu çizgide gelişeceği kanaatine varıp başka dünyalara yelken açmaya karar verebilirler. Proletaryanın ücretli kölelik zincirinden kurtuluncaya kadar tekrar tekrar sermayenin boyunduruğuna karşı ayaklanmaya devam edeceğinden kuşkusu olmayan komünistler bir sonraki yükselişin seyircisi olmayacaklar. Bu yükselişin mimarları olmak üzere ve proleter devrimine önderlik edecek komünist partisini aynı amaç için kavga veren tüm komünistleri birleştirerek yaratmak için mücadelelerini sürdürecekler.

Bu yolda bir yandan sınıfın en örgütsüz kesimleri içinde sınıf dayanışmasının temellerini atmak için mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz, bir yandan da Komünistler Birliği kadar mütevazı ve Komünist Enternasyonal’in mirasını devralacak kadar iddialı başka komünistlerle buluşma gayretini arttırarak sürdüreceğiz. Komünist parti yolunda Bolşeviklerin birliğini sağlamak üzere devrimci çizgilerimizi kalınlaştırarak ilerlerken aynı amaçla eskiden beri gayret eden tüm komünistleri ve sınıf mücadelesine ilk kez bu azimle atılan genç komünistleri birlikte bu onuru paylaşmak üzere buluşturma yönündeki gayretlerimizi de arttıracağız. Şart Olsun!

Yaşasın Komünistlerin Birliği!

Paylaş