Sermaye Saldırılarına Karşı İki Eylem: Cenova ve Arjantin, İki Ayrı Dünya

0

[KöZ gazetesinin Ağustos/Eylül 2001 sayısında çıkan, 2001’de Arjantin genelinde ve İtalya’nın Cenova kentinde gerçekleşen protestoları irdeleyen aşağıdaki yazı yayımlandığında Arjantin’deki protestolar henüz doruk noktasına ulaşmamıştı, fakat gelişmeler yazıdaki belirlemeleri doğrular nitelikte gerçekleşti. Geçtiğimiz günlerde Fransa’da gerçekleşen ‘Sarı Yelekliler’ eylemlerinin ardından söz konusu eylemleri örgütleyenler ve eylemin içeriği hakkında gündeme gelen tartışmalarla da ilintili olan bu yazıda dile getirilenlerin, söz konusu eylemin ve gelecekte yaşanması olası benzer eylemlerin muhtevasını/karakterini daha iyi anlamak için yararlı olacağını düşünüyoruz.]

Geçtiğimiz haftalarda dünyanın iki ucunda sermayenin IMF ve benzeri kurumlar nezaretinde süren küresel saldırılarının sonuçlarına karşı iki ayrı büyük çaplı eylem yaşandı. Bunlardan biri 20-22 Temmuz tarihleri arasında Cenova’da yüz binlerce kişinin katıldığı, göstericilerden yüzlercesinin yaralanıp tutuklandığı ve birinin öldürüldüğü küreselleşme karşıtı bir kitle eylemiydi. Ağustosun ilk günleri içinde ise Arjantin’de onbinlerce işçi IMF politikalarının sonuçlarına karşı grevler ve sokak gösterileriyle ülkeyi sarstı. Cenova’daki eylemlerle Arjantin’deki eylemler hemen hemen eş zamanlı olarak gerçekleşti. Görünüşte her iki eylem de birbiriyle yakından ilgiliydi; hatta iki eylem birbirini tamamlıyordu, çünkü her iki eylem de yoksulluğa karşı, her iki eylemde de IMF, Dünya Bankası’na karşı ortaya çıkmış eylemlerdi, her iki eylemde de polisle çatışılmış, şiddet kullanılmıştı.

Oysa iki eylem birbiriyle karıştırılamayacak kadar belirgin farkları olan eylemlerdir. Asıl fark eylemlerin çapı ve eylemcilerin gösterdiği direngenlik dozundan ziyade, eylemlerin sınıf karakterindeydi. Genellikle eylemlere katılanların kim oldukları, daha çok hangi sosyal tabakaya mensup olanların ağır bastığına bakarak eylemleri değerlendirme eğiliminde olanlar yanılmaktadır. Bir eylemin sınıf karakterini tayin etmek için eyleme katılanların kim olduğundan önce, hangi araç ve yöntemlere başvurdukları önem taşır. Tam da bu nedenle örneğin Paris Komünü ile taçlanan eylemlerde yer alanların arasında modern sanayi proletaryası diye tanımlanabileceklerin oranı, muhtemelen Cenova’daki eylemlere katılanlar arasındakinden daha düşük olduğu halde, Paris Komünü proletaryanın sınıf mücadelesinde en ileri mücadele biçimlerine başvurup, en ileri örgütlenme biçiminin ilk örneğine ulaşmıştı. Bu anlamıyla Paris Komünü ile taçlanan eylem ikircimsiz bir biçimde “bir proletarya eylemiydi” denmektedir. Cenova’daki eylem ise bu eyleme katılanların daha çok hangi sınıfsal tabakalardan geldiğinden bağımsız olarak bir burjuva eylemidir. Bu eylemin kitleselliğine, bileşenlerine, polis ve jandarmayla çatışmalar yaşanmış olmasına bakarak ona burjuva sıfatını yakıştırmakta tereddüt edenler yanlış bir ölçü kullanmaktadırlar. Bu hatanın farkına varabilmek için Komünist Manifesto’da burjuva sosyalizmi diye tarif edilen akımın önde gelen temsilcisinin Proudhon olduğunu hatırlamak yeterli olsa gerek. Komünist Manifesto’ya son halini vermek üzere kaleme alan Marks ve Engels sosyal kökenleri bakımından tartışmasız bir biçimde burjuva oldukları halde, Proudhon su katılmamış bir proleterdi. Bu durum Proudhon ve Proudhoncuların burjuva sosyalisti, Marks ve Engels’in proletarya sosyalisti olarak anılmasına kesinlikle engel değildir.

Bir eylemin sınıf karakterini tayin etmek için onun sosyal bileşimini esas alan sosyolojik bakış açısının yanısıra, bir başka yanlış ölçü de bu eylemin önderliğinin niteliğine bakmaktır. Genellikle bu iki kusurlu yaklaşım birbiriyle buluşur ve sık sık el ele, kol kola görülür. Yine Paris Komünü örneğine bakarak, bu kusuru da ikircimsiz bir biçimde kavramak mümkündür. Paris Komünü’nde bu eyleme önderlik eden siyasal akımların arasında Proudhoncuların tartışmasız bir ağırlığı olduğu halde, Paris Komünü Proudhonculuğun siyasal sıfatıyla anılmakta değildir. Yanılgı şuradadır ki, bir eylemin siyasal önderliğinin niteliği yahut bir önderlikten yoksun oluşu, o eylemin sınıfsal niteliğini değil, kaderini belirler. Önderliğin niteliği eylemin başarılı olup olamayacağını, elde edilen başarıların korunup korunamayacağını belirler. Nitekim Paris Komünü burjuva sosyalistlerin ve küçük burjuva devrimcilerin önderliği altında gerçekleştiği için ve komünistler bu eyleme siyasal bakımdan, programlarıyla ve örgütleriyle önderlik edemedikleri için yenilgiyle sonuçlanmıştır. Bu yenilgi Paris Komünü’nün ilk proletarya diktatörlüğü olduğu saptamasına engel değildir. İşte gerek Cenova eylemleri, gerekse de Arjantin’dekiler bu temel ölçüler elden bırakılmaksızın değerlendirilebilmelidir.

Lenin “bir örgütün niteliğini belirleyen eyleminin muhtevasıdır” demişti. Bu söz ideolojik ve sosyolojik bakışaçılarının yarattığı yanılgılara dikkat çekmek için söylenmiştir. Ama bugün şu vurguyla birlikte düşünülmelidir; bir eylemin muhtevasının tayin edilemesinde büründüğü biçimlerin hiçbir anlamı olmadığı düşünülmemelidir. Bilakis eylemin büründüğü biçimler, başvurduğu araçlar, ulaştığı örgütlenmeler eylemin muhtevasının ayırdedilmesinde tayin edici bir ölçü oluşturur.

Cenova’daki Eylem Bir İşçi Eylemi Değildi

Cenova’daki eyleme katılanların sosyal kimliklerine bakarak bir değerlendirme yapmanın fiziki olarak mümkün olmadığı açıktır. Böyle bir kimlik taramasının sonuçlarına sahip değiliz. Bununla birlikte eyleme katılanların değişik ülkelerden çeşitli araçları kullanarak Cenova’ya akın ettiğine dair somut veriler mevcuttur. Bu verilere bakıldığında, bu eyleme bu biçimde katılma imkanına sahip olanların başında işçilerin gelemeyeceği açıktır. Gerek yol masrafları, gerek izin alma gerekse de işten atılmaksızın tekrar işbaşı yapma kaygıları göz önüne alındığı taktirde, işçi olmanın bu tür bir eyleme katılmak için en elverişli durum olmadığı açıktır.

(Foto: AP/Luca Bruno)

Bu açıdan bakıldığı taktirde emperyalist metropollerdeki fabrikalarda, atölyelerde ve diğer işyerlerinde çalışanların Cenova eylemcilerinin çoğunluğunu oluşturmadığı bellidir. Aksine Cenova’daki eyleme katılanlar arasında finans kapitalin paralı hizmetkarlığını yapan yeni küçük burjuvazinin, emperyalist ülkelerdeki emekçilerin sırtından kazanılan artı değerden pay alanların ağır bastığını düşünmek yanlış olmaz. Örneğin bu asalakların önemli bir çoğunluğunu ileride emperyalizmin dünyaya hükmetmesini sağlayacak kurumların başına geçmek için yetiştirilen öğrenciler oluşturuyordu. Keza emperyalist metropollerde ortalama bir işçiyle kıyaslandığında, hatırı sayılır ayrıcalıklardan yararlanabilen siyasi ve başka mültecilerin de eylemciler arasında önemli bir yer tuttuğu belli oluyordu. Buna da şaşırmamak gerekir. Finans kapitalin kendilerine ayırdığı kaynak azalmaya başladıkça söz konusu kesimlerin huzursuzluklarının artması anlaşılır bir şeydir. Doğal olarak aynı kesimler arasında küreselleşme politikalarına karşıt tutumlar da artmaktadır. Cenova eylemleri bu huzursuzlukların bir dışavurumu olarak görülmelidir.

Ama aynı şekilde kapitalizmin sonuçlarına şu veya bu şekilde karşı olan ve daha sorunsuz bir kapitalizm talep eden kimi kesimler de eyleme katılmıştı. Örneğin Dünya Vahşi Yaşamı Koruma Fonu, Lilliput çevre hareketi vb. gibi örgütlerin temsil ettiği ve harekete geçirdiği kesimler bunlardandır. Bunlar da Komünist Manifesto’da tarif edilen burjuva sosyalistlerinin modern türlerini ifade etmektedir.

Elbette alandaki kitlenin tamamını bu kesimler oluşturmadı. Seattle’da da, Quebec’te de, Göteborg’daki küreselleşme karşıtı eylemlerde olduğu gibi Cenova’daki eylemde de işçiler vardı. Çeşitli düzeylerdeki sendika bürokratlarını, çıkarlarını bunlarla bütünleştirmiş olan aristokratik işçi kesimlerini, beyaz yakalarının ayrıcalıklarından yararlanan işçi kesimlerini de hesaba katarsak alanda hatırı sayılır bir işçi katılımı olduğunu düşünmek yanlış olmaz. Tabi ki bunlara işçi sınıfının bir parçası olarak görülmesi gereken işsizleri de katmak gerekir.

Kuşkusuz su katılmamış ve birkaç göbekten beri işçi olan işçilerin bireysel olarak bu eyleme ne yapıp edip katılabilecekleri tartışmasızdır. Hatta eylemciler arasında bu sosyal niteliklere sahip olanların da bulunduğundan kuşku duyulmamalıdır. Bununla birlikte konu böyle bir sosyolojik anket çalışması değildir. Zira eylemler sırasında Cenova’da üretim faaliyeti durdurulmuş değildi; yani Cenova’daki irili ufaklı fabrikalar, her türen kapitalist işletmeler, değer ve artıdeğer üretmeye, sermayeyi büyütmeye devam ediyordu. Eyleme Cenova dışından katılanların geldikleri yerlerde de üretimin şu ya da bu ölçekte durduğuna dair hiçbir veri yok. Aksini daha kesin olarak biliyoruz. Demek ki Cenova eylemlerine katılanlar arasında önemli ölçüde bir işçi kesimi bulunmuş olsa bile, bunların eyleme çalıştıkları işyerlerinden topluca gelmedikleri kesindir. Yani eyleme katılan işçiler küresel saldırılara karşı işyerlerinde örgütlenip, işyerinde çalışanların çoğunluğunu bu eyleme katmak üzere hazırlanmış işçiler değildir. İşyerlerinde işi bırakıp, durdurup topluca Cenova’ya giden işçi grupları yoktur. Olsa olsa şu ya da bu biçimde izin alarak (kafa izni, yıllık izin, istirahat, mazeret izni vs.) gelmişlerdi ve gözaltı ya da tutuklamaya uğramadan, eylemden sonra işbaşı yapmayı ümit ediyorlardı.

Özellikle Seattle, Washington ve Quebec’te gerçekleşen eylemlere katılanlar arasında sahiden işçilik yapanların sayısı son derece azdı. Cenova’daki eylemde işçilerin sayısı daha fazlaydı. Örneğin eyleme çağrı yapan 325 örgüt içinde bir tane de sendika bulunuyordu. İtalya Metal İşçileri Sendikası da Cenova eylemini iki hafta önce yaptıkları grevi bir biçimde sürdürmenin bir aracı olarak görerek, eylem çağrısı yapanların arasına adını yazdırmıştı. Bunun dışında Cenova Liman İşçileri Sendikası da eyleme destek verdi. Eski İtalyan Komünist Partisi’nin güdümündeki sendikalar başka bir nedenden ötürü, İtalya Başbakanı Berlusconni’ye karşı ellerini güçlendirmek için Cenova’daki eylemlere katıldılar. Sonuç olarak eyleme katılan işçiler sendikalarda örgütlenmiş işçilerdi ve sendika bürokratlarının hesapları ve kısmi çıkarlar üzerinde şekillenen politikaları doğrultusunda eyleme çağrılmışlardı.

Cenova Eylemlerine Sendikalı İşçilerin Katılması Bir Tesadüf Değildir

Sendikalı işçilerin bu eylemde yer alması tesadüf değildir. Sendikalı işçiler bu eylemlere kendi kısmi çıkarları için katılmıştır. Küreselleşme denen politikalar çerçevesinde sanayi üretiminin üçüncü dünya ülkelerine kaydırılması, sendikalı işçilerin en önemli ayrıcalıklarından birini; iş sahibi olma ayrıcalığını kaybetmeleri anlamına gelmektedir. Ayrıca küreselleşme aksi yönde bir eğilimi de körüklemektedir; sözüm ona sınırların kaldırılması, metropollere daha fazla göçmen işçinin akması olasılığını arttırmaktadır. Göçmen işçilerin daha düşük ücrete hem de burjuvaların rahatını kaçıran sendika sigorta gibi ayrıcalıklardan mahrum çalıştırılması da, sendikalı işçilerin yaşam koşullarını tehdit eden önemli etmenlerdendir.

Nitekim eylemler boyunca gerek işçiler gerekse de işçiler adına katılan sendikacılar, daha çok küreselleşmenin bu boyutlarına karşı tutumlarını ifade etmişler ve korumacı iktisat politikalarını destekleyen sloganları öne çıkarmışlardır. Emperyalist ülkelerdeki sendika bürokrasi güdümündeki işçiler kendi kapitalistlerini kendi ülkelerine yatırım yapmaya çağırmakta, sınırların daha iyi kontrol edilmesini, göçmen işçilerin ülkeye sokulmamasını savunmaktadırlar. Enternasyonalist bir önderliğin bulunmadığı koşullarda kendi dar ulusal çıkarlarını düşünen metropollerin ayrıcalıklı işçileri, göçmen işçilerle değil, asalak konumlarını sürdürmek isteyen “küreselleşme karşıtlarıyla” aynı zemini paylaşmışlardır.

Bu bakımdan her ne kadar kimi sendikalar eylemlere destek vermiş ve kimi işçi kesimleri protesto eylemlerine katılmış olsalar da, Cenova eylemleri işçi eylemi olarak tanımlanabilecek eylemler değildir. Eylemin bu kesitine bakarak işçi sınıfı adına iyimser beklentiler yaymak da bir yanılgı olur. Aksine Cenova eylemleri her ne kadar her renkten her amaçtan insanları ve bunların arasında işçileri bir araya getirmiş olsa da, bu eylemler işçilerin kendi sınıf çıkarları doğrultusunda başı çektiği eylemler olmamıştır. Tam tersine eyleme katılan işçiler ve işçileri bu eyleme katılmaya çağıranlar, işçilerin Komünist Manifesto’da tarif edilen “burjuva sosyalizmi”nin bugünkü temsilcilerinin kuyruğuna takılmasını sağlamışlardır. Öte yandan söz konusu eylemler hem hedefleri bakımından hem de biçimleri bakımından işçileri birleştiren değil bölen bir eylem olmuştur. Hedefleri bakımından Cenova’daki küreselleşme karşıtlığı işçi sınıfının bazı kesimlerinin diğer kesimleri karşısındaki avantaj ve ayrıcalıklarının korunması doğrultusunda olduğu için böyledir. Biçimi bakımından ise, eylemin yeri, zamanı vb. unsurlar, işçilerin bu eyleme kendi çalıştıkları yerlerde örgütlenerek ve topluca katılmalarına imkan veren ya da bu doğrultuda çağrılar içeren bir nitelik taşımamaktaydı. Bu durumda da Cenova eylemleri, işçileri davet etmiş ve bu eyleme işçilerin katılmalarını sağlamış olsa dahi, işçiler bu eylemlere bireyler olarak mesai arkadaşlarından dahi kopmak suretiyle katılabilmişlerdir.

Arjantin’deki Eylemlere İse İşçi Sınıfı Damgasını Vurmuştur

Her ne kadar Türkiyeli devrimcilerin Cenova eylemleri kadar dikkatini çekmese de, hemen Cenova eylemlerinin ardından Arjantinli emekçiler de alanları doldurmuş, genel grevler yapmıştı. Arjantin’deki işçiler, doğrudan doğruya küreselleşme karşıtı sloganlar atarak olmasa da “küreselleşme” saldırılarının kendilerine değen sonuçlarına karşı koyabilmek için topluca grevlere ve sokak gösterilerine başvurdular. Bu eylemlerin muhtevasına bakıldığı taktirde daha çok ekonomik taleplerin önde geldiği görülüyordu. Bu bakımdan bu eylemin içeriği siyasi açıdan Cenova’dakinden daha “geri”ydi.

Örneğin Arjantinli işçiler, “kapitalizme ölüm” gibi sloganlarla sokağa çıkmamışlardı. Ama öyle bile olsa Arjantin’deki eylem, bir tartışmasız bir biçimde proleter bir eylemdi. Eylemlerin “kusur”u belki de medyatik olmamasıydı. İşçi sınıfının geleneksel eylem biçimleri gözleniyordu. Emekçiler öfkelerini sokaklara çıkarak, iş bırakarak, bankaları işgale giderek, kapsamlı grevler düzenleyerek dışa vurdular.

Arjantin’de kamu emekçileri ücretlerinin ve emekli maaşlarının (500 doların üstündeki bütün maaşların) yüzde 13 oranında kesilmesini içeren IMF pakedini protesto etmek için genel grev yaptı, sokaklara dökülerek bu düzenlemeyi protesto etti. Arjantinli emekçiler Cenova’da sıkça dile getirilen ve ne anlama geldiği de anlaşılmayan «başka bir dünya mümkün», «Kapitalizm öldürür; kapitalizmi öldür» gibi kof sloganlarla değil, hükümetin istifasını ve düzenlenmenin geri alınmasını talep ettiler.

Buna karşılık hükümet, on gün içinde söz konusu maaş kesintileriyle birlikte yeni vergileri de içeren ve «kemer sıkmanın ölçülerini» belirlediği yedinci IMF paketini senatodan geçirdi.

Emekçilerse bir günlük grevle başlattıkları eylemlerini 40 yerde yolları trafiğe kapatıp barikatlar kurarak, özelleştirilen elektrik idaresi gibi kurumların önlerinde polisle çatışarak sürdürdüler. Eylemlere katılanları sadece kamu emekçileri değildi. Yaklaşık iki yıldır dış borçlarını ödemek için IMF programına göre yapılan özelleştirmelerde işlerinden olan ve yaklaşık yüzde 20’lik bir oran teşkil eden işsizler de ön saflarda yer aldı.

Arjantin’deki eylemlerde işçilerin karşı çıktığı sadece maaşlardan yapılan yüzde 13’lük kesinti değildi. İşçiler ayrıca, özelleştirmenin durdurulmasını, yeni iş alanları açılmasını, yerel yönetimlere ve eyalet yönetimlerine daha fazla bütçe de istiyordu. Üstüne üstlük hükümetin ekonomik krizi aşmak ve ülkenin 128 milyar dolarlık borcunu ödemesi için kaynak olarak gösterdiği kemer sıkma politikalarını da kabul etmeyeceklerini söylüyorlardı. Hükümet ücretlerden yüzde 13’lük kesinti yapma kararına borçların 1.5 milyar dolarlık kısmını karşılamak için vermişti. Cenova’daki küreselleşme karşıtı ve sözüm ona antikapitalist eylemciler kapitalist saldırılara karşı çıkmak için en büyük emperyalist devletlerin temsilcilerinin zirve toplantısı yapmasını fırsat sayarken; Arjantinli işçiler «emperyalistler ülkemizde ne zaman zirve düzenleyecek» diye beklemediler. Emperyalistlerin gündemine göre değil, kendi gündemlerine göre sokakları işgal ettiler. Arjantinli emekçiler isyan etmek için trenlere binip ülkenin bir yerinde buluşmadılar; herkes kendi bulunduğu yerde eylemler yaptı böylelikle eylem dalgası ülkenin tümüne yayıldı.

Arjantinli emekçiler onları yoksulluğa mahkum eden ekonomik programı protesto etmek için sokakları zaptettiler. İsyan etmek için patronlarından izin de almadılar, aksine iş bıraktılar.

Belli ki onların kapitalizmle dertleri sadece bir gün için değildi. Onlar için her gün eylem günü olabilirdi çünkü her gün zorla çalışmanın günüydü.

Arjantinli işçiler, kendi taleplerinin «kapitalizme ölüm» gibi kof sloganların ardında boğulmasına izin vermedi.

Öte yandan Arjantin eylemlerine katılanların talepleri kısmi ve gündelik talepler de olsa sınıfsal talepleri ifade ediyordu. Bu talepler devrimci olsun olmasın, örgütlü işçi kitlelerinin uğruna biraraya gelip polisle çatıştıkları taleplerdi.

Buna rağmen, özel sektörde örgütlü sendikalar eylemlere yeterince destek vermedi; eylemler kısmi çıkarlar temelinde geniş çaplı ama sektörel eylemler olarak kaldı. Sonuç olarak bu eylemlerden de işçiler adına bir kazanım çıkmadı. Ama Arjantin’deki eylem dalgası Cenova’daki eylemlerin G8’lerin zirvesi ardından bitişi gibi kesilmedi; hatta daha da genişledi.

Arjantin’deki bir çok sendikanın çatısı olan CTA (Arjantin İşçi Federasyonu) öncülüğünde yüzbinlerce kamu işçisi, ilk sokak çatışmalarının ardından devlet dairelerini, hastaneleri, okulları ve bütün ulaşımı felç eden iki günlük bir genel greve gitti. Bu eylemlerde kamyonetleriyle sokağa çıkıp trafiği kapatanlar da oldu. Bankalar işgal edildi. Hatta Florence Varela’da bir bankanın şubesini saatlerce işgal eden işçiler ancak sendika bürokratlarının uzun süre dil dökmesiyle ikna olup eylemi sona erdirdiler. Buenos Aires’ten sonra ikinci büyük kent olan Cordoba’da işçilerin polisle çatışması sonucunda iki polis yaralandı. Cordoba üniversitesi öğrencileri ve kimi profesörler de bu eylemlere katılmıştı.

Ama Arjantin eylemi her ne kadar geniş katılımlı olsa da işçi sınıfının bütün kesimlerini henüz kapsamamaktadır. Öte yandan her ne kadar Arjantin’deki kriz bütün Latin Amerika ülkelerini etkilese de diğer ülkelerdeki emekçiler Arjantin’deki gibi bir eylem bir yana bir destek eylemi dahi düzenleyememiştir. Örneğin Arjantin krizi Brezilya parasının yüzde 25 oranında değer kaybetmesine neden olmasına rağmen Brezilyalı işçiler sokağa çıkmamışlardır.

Ama bütün bunlara rağmen, bu eylemler Cenova’daki gibi sendikalı işçilerin küçük burjuvalarla burjuva sosyalizminin zemininde kaynaştığı eylemler olmamıştır.

Cenova’da burjuva sosyalistlerinin eylemine işçiler katılmıştır. Ama Arjantin’de emekçilerin eylem dalgası içine öğrencileri de katmıştır.

Arjantin’deki eylemler de yine «küreselleşme»nin sonuçlarına karşı düzenlenmişti. Ama bunlar Cenova’daki gibi burjuva sosyalistlerinin değil emekçilerin damga vurduğu eylemlerdi. Arjantin’deki eylemlerin başında sendika bürokratları olsa bile, bu eylemler işçilerin kendi somut talepleriyle sokağa çıktıkları, burjuvazinin saldırılarına karşı bir direniş örgütlemeye çalıştıkları kendi eylemleridir.

Arjantin’deki eylemlerde işçi sınıfı kapitalist devletlerin temsilcilerinin yahut uluslar arası kapitalist örgütlerin toplantı gündemlerine göre eylem yapmadı. Arjantinli emekçilerin ülke genelinde sokakları zapt etmesinin nedeni ülkede ya da herhangi bir yerde gerçekleşen zirve değildi. Arjantinli emekçilerin eyleme çıkmalarına neden olan yoksulluğa mahkum eden ekonomik programdı. Buna karşı olmak için de Arjantinli işçiler “emperyalistler ülkemizde ne zaman zirve düzenleyecek” diye bir gün beklemediler. Arjantinli emekçiler isyan etmek için patronlarından izin de almadılar, aksine iş bıraktılar. İsyan etmek için trenlere binip ülkenin bir yerinde buluşmadılar; herkes kendi bulunduğu yerde eylemler yaptı böylelikle eylem dalgası ülkenin tümüne yayıldı.

Arjantinli emekçilerin eylemi dünyanın dört bir yanındaki emekçiler için Cenova’dakinden çok daha öğretici olsa da kendilerine enternasyonalist süsü vermek akıllarına hiç gelmedi. Arjantin’deki eylem sahici bir eylemdi emekçilerle kapitalistler karşı karşıya geldiler; Arjantinli emekçiler karşılarında emperyalist güçleri buldular. Dünyanın herhangi bir yerinde kendileriyle dayanışmaya girecek kitleler aradılar, işçi sınıfının birleşik mücadelesini örecek bir örgütün eksikliğini hissettiler.

Burjuva sosyalistlerinin kuyrukçuları Cenova’daki eylemlere bakıp zafer naraları atarak iman tazeliyorlar. Komünistler gözlerini Arjantin’den ayırmamalı. Arjantinli emekçilerin eylemlerinin sınırlılığı onlara kendi sorumluluklarını hatırlatmalı. Hele Türkiye işçi sınıfının Arjantin’deki emekçilerle tıpa tıp aynı saldırılara uğrarken dikkatlerini Arjantin’e değil, Cenova’ya çevirmeleri ve bunu enternasyonalizm ve emperyalizm karşıtlığı adına öne çıkarmaları; Arjantin’deki emekçileri desteklemek için en ufak bir eylem bir yana bir propaganda faaliyetinin dahi akla gelmemesi, en çok Türkiye’deki işçilere önderlik etme iddiasında olanları düşündürmeli.

Arjantin’deki eylem sahici bir eylemdi emekçilerle kapitalistler karşı karşıya geldiler; Arjantinli emekçiler karşılarında emperyalist güçleri buldular. Dünyanın herhangi bir yerinde kendileriyle dayanışmaya girecek kitleler aradılar, işçi sınıfının birleşik mücadelesini örecek bir örgütün eksikliğini hissettiler.

Arjantin eylemleri sonuç alınamayan, sendika bürokratlarının önderliğindeki, geri eylemler olsa da, devrimci önderliğe olan ihtiyacı gündeme getiren, Arjantinli komünistlere sorumluluklarını hatırlatan eylemlerdir. Eylemlerin Latin Amerika’ya yayılmaması yaratılması gereken devrimci önderliğin enternasyonalist nitelikte olmasını gerektiğini göstermektedir. Arjantin eylemleri her bakımdan devrimcilerin devrimci sorumluluklar çıkarabilecekleri düzeyde öğretici eylemlerdir.

Cenova eylemlerinden bu tür sonuçlar çıkarmak bile mümkün değildir.

Cenova’daki Sosyalistler Burjuva Sosyalistleriydi

Cenova eylemlerine kendilerine sosyalist diyenler de katıldı elbet. Hatta Cenova eylemlerini renklendirip medyatik hale getirenler asıl bu sosyalistlerdi. Cenova’daki sosyalistler sayesinde eylemler “Başka Bir Dünya Mümkün!” sloganıyla anıldı. Pek çokları da bu başka dünyayla kastedilenin sosyalist bir dünya olduğunu öne sürdüler.

Bunların başka bir dünyadan kastettikleri sosyalizm olsa bile, Cenova’ya damga vuran sosyalistler Komünist Manifesto’da tanımlandığı şekliyle burjuva sosyalistleriydi. İnsanseverler, hayvanseverler, çevre dostları vs. hep birlikte aynı bulamacın içindeydiler. Hepsinin sosyalizmden anladığı terbiye edilmiş, özellikle de sınıf mücadelesinden arındırılmış bir kapitalizmdi. Burjuva sosyalistlerinin en keskinleri “kapitalizm öldürür kapitalizmi öldürün!” sloganını atıyordu; ancak bu kesim bile kapitalizmi öldürmek derken burjuva toplumunun bekçiliğini yapan ve yeniden üreten burjuva devleti yıkmayı kast etmiyordu. Nitekim parçalanacak burjuva devletin yerine neyin konacağı konusunda somut bir hedef eylemlerde öne çıkmadığı gibi, eylemin bileşenleri (örneğin anarşistler, demokratlar vs.) göz önüne alındığı taktirde en köklü ayrılık bu noktadaydı. Kapitalizmi öldürelim yerine proletarya diktatörlüğü, sovyet cumhuriyeti kuralım dendiğinde, bu eylemin bileşenlerinin birbiriyle çatışmayı, polisle çatışmaya tercih edecekleri tartışmasızdı. “Kapitalizmi öldürmek” bu kitlenin ağzında yaldızlı fakat kof bir slogana dönüşmüştür. Kapitalizmi kimin öldüreceği, nasıl öldüreceği, ne için öldüreceği konusunda Cenova eylemlerinden yansıyan somut bir yanıt yoktur. Eylemlerin yaldız kazındığında asıl niyetin burjuva hükümetin, hatta toplantı halindeki emperyalist devlet temsilcilerinin tartıştıkları gerici reformların burjuva sosyalistlerinin ihtiyaç ve talepleri doğrultusunda yapılması için bir baskı grubu işlevi üstlendiği görülecektir.

Seattle’dan Cenova’ya uzanan hattaki eylemler, herbirine katılan eylemcilerin sınıfsal kökeninden bağımsız olarak, burjuva sosyalizmi çerçevesinde kalmıştır. Eylemlerin biçimleri ve hedefleri eylemlerin içeriğini belirlemiştir. Bu sayede eylemlere damga vuran ve kitle içerisinde ağırlığı oluşturanlar, emperyalist sömürünün sağladığı ayrıcalıklardan yararlanan ve küreselleşme politikalarıyla bu ayrıcalıklarını kaybetme tehditiyle yüz yüze kalan kesimlerdi. Cenova eylemcileri vahşi olmayan terbiye edilmiş adil bir kapitalizm istiyorlardı. Sermaye birikiminin görece istikrarlı bir biçimde gerçekleştiği 1960’ların dünyasını, kendilerini doğuran ve palazlandıran sermaye birikim tarzını özlüyorlardı. Sosyal devlet, artan iş alanları, düşük işsizlik oranları. Finans kapitalin sunduğu nimetlerle kalabalıklaşan asalaklar ordusu, artık kendilerini beslemekten vazgeçen, vazgeçmese de imkanları azalan en azından bugünün koşullarında bu uşakların sağladığı hizmete eskisi kadar ihtiyacı olmayan finans kapitale ve onların kurumlarına öfkelerini kusuyorlardı. Daha doğrusu öfke kusmaktan ziyade, hala kendilerine ihtiyaç olduğunu göstermek istiyorlardı. Cenova eylemcileri 1960’larda kendilerine sunulan nimetlerin, ayrıcalıkların, 1960’larda ücretli emek ordusuna dahil olan milyonlarca emekçinin mahrumiyetinin üzerinden temellendiğinin farkında değil. Cenova eylemcileri bu yüzden iki açıdan gerici: Hem kapitalizmin geride bıraktığı bir daha da geri dönmeyeceği bir aşamayı geri getirmek istediği için gerici hem de kimi ayrıcalıklar elde etmek için milyonlarca, milyarlarca işçi ve emekçinin daha acımasızca bir ücretli emek sömürüsüne tabi tutulmasını onayladığı için.

Cenova Eylemlerinde Mülteci Devrimciler ve Enternasyonalizm

Cenova eylemlerinin gözler önüne serdiği gerçeklerden biri de emperyalist metropollerdeki siyasi mültecilerin durumudur. Devrimci faaliyetlerini yaşadıkları topraklarda değil şu ya da bu nedenle emperyalist metropollerde sürdürmek zorunda kalan siyasi mültecilerin bütün açmazları Cenova eylemleri sayesinde bir kez daha açığa çıkmıştır. Özellikle 80’li yıllardan sonra siyasi mültecilik statüsüyle tanışan Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimciler Cenova eylemleri karşısında içinde bulundukları çelişkili durumu bir kez daha fark etmek imkanı bir kez daha bulmuş ve kaçırmışlardır. Yurt dışındaki faaliyetlerini bu güne kadar hep cephe gerisi faaliyetleri olarak ele alan devrimciler Cenova eylemleri ile birlikte sığındıkları topraklarda doğrudan doğruya devletle karşı karşıya gelme ve emperyalizm karşıtı eylemlere buralarda öncülük etme sorumluluğuyla kalmışlardır. Hatta devrimciler arasında bu eylemlere öncülük etme iddiaları ilk kez bu vesileyle belirmiş ve bu konuda birbirleriyle yarışa tutuşanlarda olmuştur. Ama yaşadıkları ülkedeki işçi sınıfından değil şu yada bu nicelikteki bir mülteciler topluluğundan güç alan bir hareketi metropollerde emperyalizm karşıtı eylemlere önderlik etmesinin mümkün olmadığı da açıktır. Zaten ne söz konusu yapıların örgütsel kapasitesi buna müsaittir ne de burjuva sosyalistlerin kuyruğunda yürüyen küreselleşme karşıtları böyle bir önderlik arayışındadır.

Bununla birlikte Cenova eylemleri vesilesiyle ortaya çıkan tablo devrimci örgütlerin önemli bir kısmının emperyalist metropollerdeki eylem kapasitesini bu güne kadar görüldüğünden ve sanıldığından daha fazla olduğunu da ortaya koymuştur. Hatta bir başka çarpıcı tablo da ortaya çıkmıştır. Kendi kızıl bayraklarını Cenova sokaklarında dalgalandıran devrimciler asıl siyasal sorumluluk üstlendikleri topraklarda aynı amaç doğrultusunda aynı çapta bir etkinlikte eylemler düzenlemekte zorlanmaktadırlar. Nitekim G/8 zirvesine karşı Türkiye’de hemen hemen hiçbir eylem olmadığı gibi dergilerin sayfalarını Cenova eylemi anı ve gözlemleri doldurmuştur.

Bu tabloyla ortaya çıkan mülteciliğin çelişkili konumunu örtbas etmek için devrimcilerde reformistlerde «enternasyonalizm» bahanesine sarılmayı tercih etmişlerdir. Oysa konunun enternasyonalizmle ilişkisi olmadığı gibi siyasi mülteciliğin çelişkilerini örtmek için enternasyonalizm kavramına başvurulması bu kavramında içeriğinin boşaltılmasına hizmet etmektedir.

Cenova eylemlerinin enternasyonalizmle uzaktan yakından ilişkisi yoktur. Küçük burjuvaların dünyanın dört bir yanından tek bir eylem alanına akması enternasyonalizm değildir. Enternasyonalist dayanışma bile değildir. Enternasyonalizm eylemcilerin bir mekanda toplaşması değildir. Kimse dünyanın geri kalan bölgelerinde Cenova eylemiyle eş zamanlı olarak gerçekleşen kimi sembolik eylemleri de enternasyonalizm olarak yutturmaya kalkmamalı. Söz konusu eylemler dünya üzerindeki emekçilerin mücadelelerini birleştirdikleri eylemlerden çok Cenova’ya gidecek bilet parası bulamamış küçük burjuvaların yerel eylemleridir. Bu eylemleri ardında bulunanların sahici enternasyonalistler olup olmadıklarını anlamak için Cenova eylemlerinden birkaç hafta sonra gerçekleşen Arjantin eylemine ilişkin tutumlarına bakmak yeterlidir. Cenova’ya gitmek için onca yol kat edip ciddi saldırıları göze alanlar aynı enternasyonalist sorumluluğu Arjantindeki IMF karşıtı genel grevi yürüten işçilerle dayanışmak için göstermemişlerdir.

Zaten asıl enternasyonalizm ise farklı ülkelerdeki emekçiler tarafından çoğu zaman farklı zamanlarda gerçekleşen farklı eylemleri aynı hedef doğrultusunda birleştirilmesidir. Tam da farklı mekanlarda ve farklı zamanlarda gerçekleşen eylemleri birleştirmek için enternasyonalist bir dünya partisine ihtiyaç vardır. Cenova eylemleri bu ihtiyacın şiddetini göstereceği yerde bu eksikliğin üzerini örtmek üzere kullanılmaktadır.

Cenova’nın asıl bilinç bulandırıcı etkisi de burada çıkmaktadır. Cenova’yı enternasyonalist bir eylem olarak alkışlayanlar komünist bir dünya partisinin bugün için ne denli yakıcı bir ihtiyaç olduğunu belirtenlerin karşısına “Alın size enternasyonalizm!” diye çıkmaktadır.

Komünist Enternasyonali yaratmak ve yaşatmak kararlılığında olanlar enternasyonalizm hakkındaki laf kalabalıklarını gözler önüne sermekle yükümlüdürler.

Paylaş