Pasifizm ve Barışçılık Burjuva Politikasıdır

0

(Bu yazının orijinali Eylül 2003 tarihli Proleter Devrimci KöZ’ün 11.sayısında yayımlanmıştır.)

ABD’nin Irak’a saldırısı gündeme geldiğinden beri yeni bir slogan pek revaçta: «Öldürmeyeceğiz, Ölmeyeceğiz, Kimsenin Askeri Olmayacağız»

Reformist ve pasifistlerin yanısıra pek çok devrimci de bu slogana yakın duruyor. Oysa pasifist ve reformist olanlar için uygun olsa da bu, devrimcilere hiç te uygun değildir. Birincisi; «şunun için değil bunun için askerlik yaparız şunun için değil bunun için ölürüz; şu maksatla değil bu maksatla öldürürüz ve böyle davranmamız engellenirse hem ölürüz hem öldürürüz.» vurgularıyla birlikte söylenmediği takdirde «askere gitmeyeceğiz; ölmeyeceğiz, öldürmeyeceğiz söylemi sadece eksik değil yanlıştır da. Devrimci bozgunculuğu benimseyen hatta ordu içinde anti militarist bozguncu faaliyet yapmayı koşul mahiyetinde bir ödev olarak kabul eden komünistler ise, «askere gitmeyeceğiz; asker olmayacağız» biçiminde ifadeler kullanmaktan özenle kaçınmalıdır. Çünkü «askere gideceğiz ve bozgunculuk yapmak için gideceğiz, düşmanı evinde vurmak için gideceğiz; savaşı ancak böyle durdurabiliriz» demesi gereken cüretli bir devrimci partinin eksikliği söz konusudur; ve KöZ’ün arkasında duran komünistler böyle bir partiyi yaratmak için yola çıkmış bulunuyor.

İkincisi bu tutum işçi sınıfına değil, burjuvaziye yahut işçi sınıfının ayrıcalıklı kesimlerine hitap eden bir siyasal tutumdur. Zira emperyalizm çağında, bir paylaşım kavgasının ortasında dünyanın en büyük güçleri savaşa karar vermişken askere gitmemek, bu savaştan kaçınmak lüksü sadece toplumun çok küçük ve ayrıcalıklı bir azınlığına nasip olur. Eğer savaş kaçınılmazsa, çoğunluğunu emekçilerin oluşturduğu yığınlar isteseler de istemeseler de askere götürülecektir; öldürülecek ve öldüreceklerdir.

«Askere Gitme!» Çağrısı Proleterlere Yönelik Bir Çağrı Değildir

KöZ’ün arkasında duran komünistlerin hedef kitlemizi oluşturan genç proleterlerin erkek olanları da şimdiden böyle bir baskı altındadır. «Askere gitme!» çağrısı onlar için bir anlam ifade etmemektedir. Üstelik bir de onlara «fabrikaya gir» denmektedir; askerlik yapmadan fabrikaya girilmediğini bilmeyenlerin otuz yaşına kadar askerlikten kaçmanın küçük bir azınlığa nasip olan bir ayrıcalık olduğunu unutanların söyleyebileceği bir şeydir bu.

Bizim muhataplarımızın sivil itaatsizlik etme lüksleri yoktur; zira bu takdirde yaşamak için zorunlu olan çalışma imkanından da vazgeçmeleri gerekmektedir. Hatta bırakalım sadece iş bulamama riskini, kimi yerlerde eş bulamama riski de demektir bu. Bir bakıma askerde ölmemek için hayatını değiştirmek dünyasını değiştirmek gibi bir şeydir. Askerde ölme riskini almak ile, sivil itaatsizlik yapayım derken açlıktan ölmek, daha beteri nasıl yaşacağını bilmeden yaşamayı tercih etmek arasında proleter yığınların çoğunluğu açısından esaslı bir fark yoktur. Üstelik sivil itaatsizlik yaparak savaşların durdurulmadığını taze örneklerle de bir kez daha öğrenmişken.

Bu durumda devrimcilerin görevi insanların askerden kaçma kendini kollama reflekslerine uyum sağlamak yerine, uğruna ölümü göze almaya değer hedefleri göstermek ve benimsetmek için çalışmak olmalıdır.

Savaş olursa emekçilerin çoğunluğu silah altına alınacak, ölecek ve öldüreceklerdir. Bundan kaçınması mümkün olanlar bir biçimde «torpili olanlar»dır.

Bolşevikler Ne Yapmıştı?

Bolşevikler oportünizmin işçi aristokrasisinin üzerinde filizlendiğini söylediklerinde merkezciler onlara «peki madem öyle Çarlık Rusya’sında da mı işçi aristokrasisi var sizin oportünistleriniz nereden beslendi» diye sormuşlardı. Aldıkları cevap ise «bizde cepheye gitmek yerine cephe için üretim yapan bir fabrikada işçi olarak çalışmak başlıbaşına bir imtiyazdır» olmuştu.

Nitekim bolşevikler askere gittiler, cephede savaştılar, öldüler ve muhtemelen öldürdüler de. Ama aynı zamanda asker Sovyetleri de bu sayede doğdu; ilk büyük emperyalist savaşın durdurulmasına neden olan en büyük bozgunculuk hareketi de oradan çıktı.

Öte yandan yaşadığımız topraklarda 60’lı yılların mücadelelerine damga vuran işçi kuşağının içinde de Kore’ye gidenler yok muydu? 60lı yıllarda Kürt köylerine yapılan ünlü komando operasyonlarında yer alanların büyük bir kısmı 15-16 Haziranda sokağa dökülenlerin arasında değil miydi? 70’li yıllarda sınıf mücadelesinin ön saflarındaki işçilerin çoğu Kıbrıs harekatında yer almamış mıydı?

Hiç kimsenin kuşkusu olmasın, gelecek mücadelelerin başını çekecek işçi kuşağının içinde de askere gitmiş ve bir biçimde pisliğe bulaşmış olanların sayısı «öldürmiycez ölmiycez kimsenin askeri olmıycaz» diyen pasifistlerden fazla olacaktır ve insanlığın kaderini tayin edecek olanlar da onların arasından çıkacaktır.

Ayrıcalıklı Olmak Ne Demektir?

İşçi sınıfının ayrıcalıklı kesimlerinin mutlak bir ölçüsü olmaz. Her ülkede ve farklı dönemlerde ayrıcalıkların ölçüsü farklı olur. Savaş gibi kritik dönemeçler de bu ölçünün en çıplak göze görünebileceği dönemeçlerdir. Aynı nedenle işçi sınıfının ayrıcalıklı kesimlerine gözünü dikmiş olanların savaş koşullarında ikinci enternasyonal oportünizminin pasifist tutumlarını benimsemekte mahzur görmemeleri de ibret alınacak bir örnek teşkil etmektedir.

Öğrenciler; cepheye gitmek yerine cephe için üretim yapan fabrikalarda eşek gibi çalışma lüksünü elde edenler; sakat raporu ayarlayabilenler; yahut kaçak koşullarda bir yolunu bulup karnını doyurabilme tılsımına sahip olanlar. Bunların burjuva toplumunun ferah bölmesinde olanlar olacağı açıktır. Askere gitmeme sivil itaatsizlik vb. sözümona savaş karşıtı siyasetler de, daima bu kesimlere hitap eden onlardan medet uman siyasetlerdir.

Dolayısıyla bu fikir üzerine oturan eylemlerin mekan biçim ve yöntem bakımından işçi sınıfının en çok ezilen sömürülen kesimlerine değil, burjuvazinin savaş karşıtı kesimlerine ve onların uşaklarına hitap edebilecek tarzda belirlenmesi tesadüfi değildir.

Pasifizmin bir burjuva politikası olması sadece burjuvalar tarafından öne sürülmesinden ötürü değildir. Aksine genellikle burjuvazinin belirleyici kesimleri savaşa karar verdiği zaman pasifizm gündeme gelir. Demek ki burjuvalar savaşa karar vermişken yükselen pasifizm burjuvazinin kıymetli evlatlarını kurtarma refleksini ifade eder; uşakların yangın sırasında kölelik ettikleri evi kurtarma çabası gibi görülmelidir. Burjuvazi ve onun ayrıcalıklı uşaklarından veya uşak adaylarından başka kimse için somut bir anlam taşımayan bir tutumdur.

Tıpkı kendisi bir proleter olduğu halde Proudhon’un aydın burjuvaların vicdanına hitap eden siyasi çizgisinin burjuva sosyalizmi diye adlandırılması gibi, kim tarafından savunulursa savunulsun bu ve benzeri tutumlar da burjuva sosyalizminin sınırları içinde görülmeli ve öyle eleştirilmelidir. Zaten kitlelerin kendiliğinden tepkileri de aynı yöndedir. Askere gitmeme türünden pasifist tutumlar tam da bu nedenle «kitlelerin kendiliğinden bilinci burjuva ideolojisinin sınırları içine hapsolur» saptamasının isabetini göstermek için iyi bir fırsat teşkil eder. Aynı biçimde önderlik iddiasıyla bu kendiliğinden hareketin kuyruğunda gezinen akımların ne idüğünü teşhir etmek için de iyi bir vesiledir. Proletaryanın en devrimci kesimlerinin güvenini kazanmış bir önderliği inşa etme iddiasında olanların ödevi de bu elverişli iklimden iddialarını yerine getirme doğrultusunda yararlanmaktır.

Bu yönüyle askere gitmeme vb. fikirlerini içeren her tutumu pasifizmin yani burjuva sosyalizminin sınırlarına düşen tutumlar olarak öne çıkarmak gerekir. Bu tutumlar konusunda tereddütlü ve tavırsız kalanların oportünist niteliğini de sergilemek lazımdır.

Her şey bir yana Komünist Enternasyonal’e katılma koşullarının dördüncüsü şunu söylüyor:

“4. Komünist fikirlerin yaygınlaştırılması görevi, ordu içinde ısrarlı, sistemli bir propaganda yürütme zorunluluğunu da kapsar. Olağanüstü yasaların bu ajitasyonu önlediği yerlerde bunu yasadışı olarak yapmak gereklidir. Böyle bir çalışmadan kaçınmak, devrimci görevlere ihanetle eş anlama gelir ve Komünist Enternasyonal üyeliğiyle bağdaşmaz.”

Komünist Enternasyonal’in mirasına sahip çıkma iddiasında olanların bugünün somut koşul ve imkanları çerçevesinde neleri yapabilecekleri belli olmasa da, ne yapmamaları gerektiği besbelli olmalıdır.

Paylaş