ÖDP Hakkında Ne Demiştik? “İbretlik bir Örnek: ÖDP”

0

[Aşağıdaki yazı Köz Gazetesi’nin Şubat 2002 tarihli 21. sayısında yayımlanmıştır.]

Kuşkusuz farklı geleneklerden gelen akımların çoksesli ve özgür bir birliği olarak sunulan ve en çok bu yönü öne çıkarılan ÖDP «Kuruçeşme»den çıkan birlik modelinin en tipik ürünüdür. 

ÖDP’nin bileşenlerinden birisi; maceralı bir evrimin içinde şekillenen SBP/BSP’dir. Bu kanat önce Kuruçeşme tartışmaları içinde birbirine karşıt iki kutup halinde saf tutan ve ayrı düşen çevrelerin/örgütlerin zamanla biraraya gelmesinden oluşmuştur. Bir yanda TBKP, TSİP ve İP’ten ayrılan Sosyalist Birlik vardı ki; Kuruçeşme süreci ve çeşitli oluşumları özellikle bu gruplar etrafında bir legal partide birleştirme amacını güden «Sosyalist Birlik Partisi» projesi bunların önerisiydi. Öte yanda da bu bileşenleri reformist oldukları için karşılarına alan ve aynı zeminden devrimci bir parti çıkarmayı hayal eden Kurtuluş, Emek, troçkistler ve bu sürecin asıl aktörü, daha doğrusu katalizörü olan «bağımsızlar» vardı. 

Doğrusu Kuruçeşme toplantılarının son aşamasına kadar bu grupla birlikte hareket eden Gelenek, son anda «asıl devrimci parti»yi kurmak üzere buradan kopup, esas itibariyle kendi güçlerine dayanarak STP-SİP’i oluşturdu. Ama bu «kırıştırmanın» bir bedeli olarak, sonradan kendi bileşenlerinin anlamlı bir bölümünü BSP-ÖDP’ye «sol kanat» olarak vermek zorunda kaldı. Sosyalist Politika gibi sonradan peyderpey BSP’ye yahut ÖDP’ye katılan başka kişi yahut çevreler de oldu. Bütün bu süreçte kimse, yazılıp çizilenlere ve söylenenlere bakıp, bir zaman «reformist» diye lanetlenenlerin ne zaman «devrimci» olduğunu sorgulamadı; çünkü asıl gerçekleşen bunun tam tersiydi.

Bu tatsız sorun, özellikle müstakbel ÖDP’nin bütün bileşenlerinin hasretle beklediği son büyük bileşenin, Devrimci Yol’un katılmasıyla kesin olarak aşıldı. Çünkü ÖDP artık eski reformist-devrimci kalıplarıyla değerlendirilemeyecek yeni tipte bir parti olacaktı; yeni tipte bir siyaset yapacaktı. Dolayısıyla devrim ve reform tartışması artık eskimiş bir tartışma haline gelmekteydi.  Bu yeniliği vurgulamak için devrim ve sosyalizm gibi eski kavramların yanına «inat» vurgusunu ve «yepyeni» bir kavramı eklediler: aşk! Böylece aşkın devrim ve sosyalizmden daha yeni bir bulgu olduğunu mu anlatmak istiyorlardı; yoksa eskiden sosyalistlerin ve devrimcilerin aşkı tanımadıkları hakkındaki Ahmet Altan vb. sahtekarlara hak verdiklerini mi açıklamak istiyorlardı; bu anlaşılmadı. 

Asıl yeniliğin ne olduğu ise, ÖDP’nin süpürgeleri, sifonları vb. medyatik aksesuarları ile, «kamyon siparişleri» ile siyaset sahnesine çıkmasıyla anlaşıldı. Doğrusu bu hem ÖDP bileşenleri için (hatta onun en liberal olanları için bile) bir yenilikti; hem de Türk solunun tümü açısından bir yenilikti (eğer «güleryüzlü sosyalizm» imgesinin yaratıcısı Aybar’ın hakkını yemezsek). Bununla birlikte, (kiliseleri bir gecede pembeye boyayan, vb. türden eylemlerle kitleleri sarsmayı hedefleyen «situationist» liberterleri bağrından çıkarmış olan) Avrupa solunun neredeyse yarım yüzyıl öncesinde unuttuğu bir tarzdı bu sözumona yeni icat.

Bu hoşluklar bir yana, ÖDP’nin asıl eski olan yanına değinmek gerekiyor: ÖDP’nin çok renkli mozayiği, yüzyılın başlarında Rusya’da kendini ortaya koyan tasfiyecilerin bileşimini fazlasıyla andırmaktadır. Peşekanov’cuların (popülizmden legalizme sıçrayan bir SR eğilimi) yerine Devrimci Yol ve benzerleri geçmiştir; o zaman bizzat Troçki’nin kendisini içeren ve yine troçkistler diye anılan eğilim aynı ad ve anlayışla yerli yerindedir; menşeviklerin ve bernştayncıların muhtelif türleriyle, Kollontay şahsında temsil edilen feministlerin modern türleri de keza ÖDP’de yerlerini almışlardır. ÖDP Rusya’daki legalist tasfiyecilik akımının tıpatıp aynısıdır; yahut güçlükle ayırdedilebilecek bir kopyasıdır. ÖDP’yi bu eski moda akımdan ayırdeden başlıca özelliği, «işçi sınıfı»ndan nadiren söz etmesidir. Bir de, daha önemlisi ÖDP‘de temsil edilen tasfiyeciler başarılı olmuşlardır; çünkü ortalıkta çoktan beri bolşeviklerden eser yoktur.

Açıkçası ÖDP’nin, tek başlarına kendilerini tasfiye edemeyen örgütler için kolektif bir tasfiye zemini sunmaktan başka bir politik anlamı yoktur; daha önce örgütlerini ve inançlarını terketmiş bağımsız aydınlar da, bu kolektif eylemde hülle rolünü üstlenmiş ve başarıyla yerine getirmişlerdir.

Farklı geleneklerden gelen tasfiyecilerin, çok sesli çok renkli olduğu kadar, çok apolitik/muhalif birlikteliğini ifade eden ÖDP elbette demokratik merkeziyetçi ve devrimci bir parti birliğini hedefleyen komünistler açısından bir esin kaynağı değil, ibret vesilesidir. 

Komünistlerin birliğini hedefleyenler açısından ÖDP’nin sözüm ona sol kanatları da, en az sağ kanatları kadar uzaktadır. Hatta yarattıkları yanılsamalar nedeniyle bunlar daha tehlikeli umutlara neden olmaktadır. Demek ki, ÖDP’nin sol kanatlarından hala umut besleyen ve aynı zamanda hala devrimci arayışları olanlara komünistlerin söyleyebileceği tek söz şudur: «baktığınız yeri iyi görmenizi engelleyen şey gözlerinizi kamaştıran bir parlaklık değil, görmenize mani olan balçıktır» 

Komünistlerin birliğini hedefleyenler, ÖDP türü parti ve birlik girişimleri için, bir tek mahalledeki küçücük bir devrimci komitenin bile terk edilmemesi gerektiği esasına sıkı sıkıya bağlı kalacaktır. Kuşkusuz komünistler, Lenin’in «en gerici işçi örgütlerinde bile çalışılmalıdır» öğüdünü unutmuş değildir. Ama ÖDP’nin bir işçi örgütü haline gelmesi olasılığı, devrimci bir örgüt olma olasılığından daha fazla değildir. “ (Bütün Ülkelerin Komünistleri Birleşin, Devrimci Köz Broşürü-1999)

Paylaş