KöZ’ün Rehberi: Barışseverlik mi Marksizm mi?

0

(Bu yazının orijinali Ekim 2001 tarihli KöZ Gazetesi Sayı 18’de yayımlanmıştır.)

 

Birinci emperyalist paylaşım savaşı başlar başlamaz Bolşevikler II. Enternasyonal’in oportünistlerin elinde bir ihanet örgütüne dönüşerek çöktüğünü tespit ettiler ve oportünizmden arınmış yeni bir enternasyonal kurulmasına öncülük etmek üzere harekete geçtiler. Bu çerçevede hedef tahtasında burjuvazinin en aşağılık uşaklığına soyunan II. Enternasyonal önderlerinden çok, orta yolda duranlar vardı. Lenin’le Zinoviev’in sorumluluğunu üstlendiği Sozialdemokrat isimli RSDİP yayın organı bunlara karşı önemli bir işlev gördü. Hala güncel olan ve bazı bölümlerini aşağıya aldığımız yazı bu derginin Ağustos 1915 sayısında yayınlanmıştı.

***

“«Barış» şiarı devrimci Marksistler için önceden sanıldığından çok daha önemli bir sorun oluşturur. Bu konudaki tartışma gerçekte sosyalizm ve işçi hareketi içinde burjuva etkisine karşı mücadele sorununa varmaktadır.

Sosyalist yazında barış «şiarı» iki ayrı bakış açısıyla savunulmaktadır. Bir tarafta barışseverliği ilke haline getirmeyip güncelliğe en iyi uyan bir şiar olduğu için, bu şiarı ele almaktadır. Ve bu şiarı şimdiden kitleleri uyandıracak bir uyarı asıl yankısını son aylarda bulacak olsa bile, savaşın sonuna kadar sürdürülmesi gereken bir çağrı olarak ele almaktadır. Diğerleri bu kelimeleri bambaşka bir biçimde ele almakta ve onu sosyalizme yabancı bir siyaset sistemi haline getirmektedir. Öyle ki bu sözüm ona sosyalist bir barışseverlik politikasının savaştan korunması anlamına gelir.

Doğrusu ilk gruptakiler daima ikincilerin yardımına koşmaktadır ve zaten başka türlü olması da mümkün değildir. Bununla birlikte asıl ciddi olan akım, bir geçmişi ve kendine has bir teorisi, fikri bir temeli olan sadece ikincidir. Bu ikinci akımın temel felsefesi şöyledir: Sosyalizm bugüne kadar yeteri kadar barışçı olmadı. Barış fikrini yeterince savunmadı. Barışseverliğin enternasyonal dış politikasının genel bir sistemi olarak dünya proletaryası tarafından benimsenmesi için yeterince çaba gösterilmedi. Mevcut savaşta sosyalist proletaryanın güçsüzlüğü buradan kaynaklanmaktadır. Enternasyonalin bu kargaşa karşısındaki zaafları da buradan kaynaklanmaktadır. Bu bakış açısı Max Adler’in «İlke mi Romantizm mi?» başlıklı broşüründe iyice vurgulanmaktadır. Adler hiç değilse lafta saf burjuva barışseverliğinin karşıtıdır ve bunu şiddetle reddetmektedir. Belli ki bu İngiltere’deki bağımsız işçi partisinin içinde yer alanlar gibi pasifist ve barışsever değildir. Bu «merkezci bir Marksist» yani bir Kautskicidir. Ve işte 1914-1915 savaşından çıkartılan ders niyetine benimsediği platformda şunlar söylenmektedir:

“Sosyalizmin dış politikası barış doğrultusundaki bir burjuva hareketi anlamında bir barışseverlik olamaz. Ama bugüne kadar alışmış olduğumuz sosyalist fikirlere bağlılık anlamında bir barışseverlik de olamaz. Bir başka deyişle, bugüne kadar barışseverlik proletaryanın kurtuluş mücadelesi içinde tali bir yere sahip olan bir fikir olarak kabul edilmişti. Şimdi şu uyarıyı öne çıkarmanın tam zamanıdır: eğer sosyal demokrasi barış fikrini hem iç, hem de dış politika programının merkezine yerleştirmezse sosyal demokrasinin enternasyonalizmi tam bir ütopya olarak kalmaya mahkumdur ve öyle kalacaktır.”

Hiç kuşkusuz bu tam bir programdır ama Marksizmin değil küçük burjuva oportünizminin programıdır. Bu «uluslar arası barışseverlik» ile uluslar arası sosyal şovenizm arasında bir adım mesafe vardır. Buradan oraya geçişin mantığı çok basittir. Biz barışseveriz, programımızın ağırlık merkezi barış fikridir; ama barışseverliğin kökleri, kitleler arasında yeterince serpilmemiş olduğu için, barış fikri henüz zayıf olduğu için, her birimiz kendi ülkemizi savunmaktan başka ne yapabiliriz? Kuşkusuz böyle bir karara ancak geçici olarak ve «istemeye istemeye» varılmaktadır. Kuşkusuz savaştan sonra propagandamızın «ağırlık merkezine» barış fikrini oturtacağız. Ama şimdilik vatanı savunmak lazımdır, başka çıkış yolu yoktur. Emperyalist savaşların gerçekten sınıf savaşlarına dönüşebileceğinden ve devrim yolunda başka perspektifleri olmayan sosyalistler için de gerçekten başka yol yoktur. Barışseverlikten sosyal şovenizme, sosyal şovenizmden tekrar barışseverliğe, işte kısır döngü budur. Oportünistlerle «merkezdeki» Marksistlerin düşüncesinin debelendiği fare kapanı işte budur… Diyorsunuz ki sosyalizm ya örgütlü bir uluslar arası barışseverlik haline gelir, yahut yok olur. Size yanıtımız şudur: Ya sosyalizm örgütlü ve uluslararası sınıf savaşı haline gelir, yahut yok olur… Bu sorun bizim için tüm emperyalist savaşlar çağının bir sorunudur. Uluslararası barışseverlik fikriyle değil, uluslar arası sınıf savaşı fikriyle kazanacağız.”

23 Ağustos 1915, G. Zinoviev

Paylaş