“İktidarı Almak İçin Proletaryanın Önce Demokrasi Okulundan Geçmesi Gerekir” Ne Demektir?

0

[Aşağıdaki yazı Köz Gazetesi’nin Temmuz 2002 sayısından alınmıştır.]

Kitle Örgütlerinde Çalışmak İçin Hangi Kılavuza İhtiyaç var (1)

Lenin «proletarya demokrasi okulundan geçmeden iktidarı eline alamaz» demişti. Genel ve yaygın alışkanlığa göre, bu sözler proletaryanın burjuva demokrasisini yaşamadan, bu aşamadan geçmeden kendi egemenliğini kuramayacağı, kursa bile yaşatamayacağı biçiminde algılanır. Bu durumda proletaryayı devrim için hazırlamak ve iktidarı eline geçirebilmesini sağlamak için yapılması gereken, proletaryanın burjuva demokrasisini özümsemesini sağlamak olmalıdır. Çünkü bu okuldan geçmeden sınıfsız topluma gidilemeyeceğini sanmaktadırlar. Doğrusu böyle düşünenler ve bu doğrultuda hareket edenler az değildir. Hatta bütün siyasal faaliyetini burjuva demokrasisi ekseni üzerine oturtanlar da ender sayılmaz.

Oysa besbelli ki, burjuva demokratlarının benimsediği misyon da budur. Burjuva ideologları bunun için çabalamaktadır ve her kapitalistin rüyası, işçilerinin bir gün karşısında, burjuva demokrasisini özümsemiş burjuvaların devlet karşısında durdukları gibi durmalarıdır.

Bununla birlikte, Lenin’in sözlerini tersinden anlayanlar proletaryanın burjuva demokrasisinden mahrum olduğu koşullarda, devrimci partinin ilk ödevinin burjuvaziye rağmen, burjuva demokrasisini kurup yaşatmak olduğu sonucuna varmaktadır. Komünist Manifesto ise «işçi sınıfının devrimde atacağı ilk adım, proletaryayı hakim sınıf durumuna getirmek, demokrasi savaşını kazanmaktır» diyordu.  Proletaryanın hakim sınıf durumuna gelmesi için burjuvazinin saltanatının sona ermesi gerektiği Lyon’lu ipek dokumacılarının 1831’deki ayaklanmasından beri biliniyordu. Onların söylediği ve o günden beri dünyanın heryerinde proleterlerin dilinde düşmeyen şarkı «Başlayınca bizim saltanatımız; son bulacak senin saltanatın. İşte o zaman; Kefenini dokuyacağız bu eski dünyanın» diyordu. Besbelli Manifesto’nun «demokrasi savaşını kazanmak»la kastettiği de işçilerin burjuvazinin egemenlik aracı olan burjuva demokrasisini burjuvaziye rağmen kurması değildi. Çünkü 1830’da Paris’li işçiler böyle bir girişimde bulunup, bedelini çok ağır ödemişlerdi.

Bu konudaki karışıklığın asıl nedeni demokrasinin bir tek biçiminin olduğu hakkındaki yanılgıdır. Lenin’in sözlerinin bambaşka bir demokrasiye işaret ettiğini görmemek için, önce demokrasinin önündeki sınıf sıfatlarına göre birbirine bu sınıflar kadar karşıt iki biçimi olduğunu unutmuş olmak gerekir: burjuva demokrasisi ve proleter demokrasisi.

Doğrusu Lenin’in kastettiğinin hangi demokrasi olduğunu anlamak zor değildir. Eğer Devlet ve İhtilal’e bakılırsa, burjuva demokrasisini kastetmiş olamayacağı açıktır. Aynı kitaptan bu fikri savunmanın daha çok Kautsky ve onun gibilere yakıştığını öğrenmek de zor değil.

Kautsky, «Siyasal mücadelemizin amacı, parlamentoda çoğunluğun elde edilmesi ve böylece parlamentonun hükümetin efendisi haline getirilmesidir» diyordu. Onun için asıl sorun parlamentoya kimin hakim olacağını tayin etmekti. Bunun için hükümetin siyasal kadrosunu değiştirmek yeterliydi. Yani kendi partisinin hükümet haline gelmesi yeterliydi. Üstelik Kautsky bunun radikal bir yoldan bir devrim yoluyla olmasına da itiraz etmiyordu. Parlamentonun ortadan kaldırılması, parlamento dahil burjuva devletinin bütün kurumlarının parçalanması, yöneten-yönetilen ayrımını ortadan kaldırma doğrultusunda radikal adımların atılması, işte bunlar Kautsky’nin  hayal bile edemeyeceği şeylerdi.

Lenin ise Kautsky’yi eleştirirken önce parlamenter sistemi ve bu sistem hakkında yanılsamalara kapılanları eleştiri topuna tutar. Lenin açısından parlamentonun eleştirilmesi, liberal veya burjuva demokrasisinin eleştirisidir. Bu eleştiri parlamentonun anti-demokratik tabiatının ince ince sergilendiği bir eleştiridir. Böyle bir eleştirinin ilham kaynağı ise, burjuva demokrasisi ile kıyaslanmayacak kadar «daha bütünsel» ve nitelikçe farklı bir demokrasi olan ve ilk kez Paris Komünü sayesinde göze görünen proleter demokrasisidir. Nitekim Lenin bu demokrasiyi hem Paris Komünü’ne hem de sıcağı sıcağına yaşamakta olan sovyetlerdeki işleyişe bakarak ayrıntılarıyla tasvir eder.

Seçmenlerin seçtiklerine hangi yönde nasıl davranmaları gerektiğini bildiren koşullu bir vekalet vermeleri (mücbir vekalet) ve bunu sürekli denetlemeleri. Bunun için temsilcilerin temsil edilenler tarafından herzaman geri çağrılabilmesi. Yasama, yürütme ve yargının birbirinden ayrılmalarına son verilmesi. Karar alanlar ile uygulayanlar arasındaki ayrımın kaldırılması. Seçilenlerin seçmenlerinin ortalama gelirinin üzerinde bir maaş almasının önlenmesi. Her düzeydeki görevlinin seçimle seçmenleri tarafından geri alınma koşuluyla seçilmesi. Gizli diplomasiye son verilmesi bütün hesapların açık ve denetlenebilir durumda olması. Yönetim işlerinin basitleştirilmesi ve dolayısıyla herkes tarafından dönüşümle üstlenilebilir hale getirilmesi. Bunun için herkese eşit çalışma zorunluluğu ve dolayısıyla herkese eşit eğitim imkanı sunulması vb. vb. Bütün bunlar belli ki burjuva demokrasinin kurumlarıyla bağdaşmaz; onların düzeltilmesi, ıslah edilmesiyle sağlanamaz. Bunun için de Lenin açık seçik’in kendi sözlerini tekrarlamak gerekirse, «belli bir tipteki kurumların yerine, temelden farklı olan başkalarının geçirilmesi» gerektiğini söylemektedir.

Bunun için gerekli olan devrim sadece iktidarın fethedilmesi değildir; Lenin’e göre. «Asıl önemli olan eski devlet aygıtının korunacağı mı, yoksa imha mı edileceğidir» der. İktidarı fethetmek istemeyenlerle polemik yapmaz. Saldırırken reformizmden çok iktidarı fethetmek isteyip de eski devlet aygıtını imha etmek istemeyenlerle uğraşır. Kautsky İkinci Enternasyonal’in en reformist kanadında olduğu için değil hem devrimden yana hem de burjuva demokrasisinin kurumlarının imhasına karşı olanların esin kaynağı olduğu için hedef tahtasındadır.

Lenin’in burjuva demokrasisi hakkındaki eleştirisinin bu içerdiği hatırlandığı takdirde, onun «proletarya demokrasi okulundan geçmeden iktidarı alamaz» derken neyi kastettiği apaçıktır. Ufukları burjuva demokrasisini hiçbir zaman aşmayan, bunun ötesine geçildiğinde ise jakobenlerin veya Bonapart ailesine mensup olanlarınkinden başka seçenek bilmeyen her türden menşevikler bu sözleri çarpıtanların başında gelir.

Onlara göre bu sözler proletaryanın önce burjuva demokrasisi içinde bu demokrasinin kurum ve işleyişlerine uyum sağlayıp bu demokrasiyi içselleştirmesi gerektiğine işaret etmektedir. Zira bu demokrasiyi aşmak için önce onu iyice hazmetmek gerektiğine inanırlar. Doğrusu böyle düşünenlerin torunlarının torunları hala «burjuva demokrasisi» denen sınıf diktatörlüğünü sindirmekle meşguller. Üstelik defalarca midelerine oturduğu ve mide fesadına uğramalarına yol açtığı halde. Buna karşılık Rusya proletaryası hiç bu zahmete katlanmadan, üstelik Paris Komününden de daha mükemmel bir proletarya diktatörlüğünü yaratıp ondan daha uzun süre yaşatmayı başarmıştır.

Menşevikler hemen araya girip «işte tam da demokrasi okulundan geçmemiş oldukları için sonsuza kadar yaşatamadılar» incisini yumurtlayıverirler. Yani başta söylediklerini bir daha söylemiş olurlar. İlk sovyet cumhuriyetleri birliğinin hedeflerine varıncaya kadar yaşatılamamış olmasının asıl nedeni, Rusya proletaryasının yeteri kadar burjuva demokrasisi dersi görmemiş olması değil proletarya demokrasisi derslerini yeterince uzun görememiş olmasıdır.

Hem bu deneyimin, hem de Lenin’in öğüdünün işaret ettiği nokta aynıdır. Bu, kitle içinde ve kitle örgütlerinde devrimci parti çalışmasının nasıl yapılması gerektiği konusuyla doğrudan doğruya ilişkilidir.

Lenin «partinin niteliğini belirleyen onun eyleminin muhtevasıdır» da demişti. Bu durumda, faaliyetlerinin muhtevası proletaryanın burjuva demokrasisini özümsemesi ve parlamenter demokrasinin işleyiş mekanizmalarının birer kopyası olan kitle örgütlerine uyum sağlaması için çalışmayı aşmayanların niteliklerinin niçin burjuva demokratik değil de komünist olması gereksin?

Komünistler «proletarya demokrasi okulundan geçmeden iktidarı alamaz» saptamasını bu bilinçle ele almalıdır. Bütün kitle örgütlerinde bu örgütlerin burjuva demokrasisinin eklentileri olmaktan kurtulmaları ve proletaryanın bağımsız sınıf örgütleri haline gelmeleri doğrultusunda çalışmalıdır. Bu kitle örgütlerinde çalışırken eylemlerinin muhtevası proleter demokrasisinin temel ilke ve işleyişlerini bu kurumlarda dayatılan burjuva demokratik kural ve işleyişlerin karşısına çıkarmakla belirlenmelidir. Bunun yollarını bulmakla yükümlüdürler. Çünkü ancak bu takdirde kitle örgütlerinde bir komünist çalışmadan söz edilebilir. Ancak «bu demokrasi okulundan geçmesi» sağlandığı takdirde «demokrasi savaşını kazanıp hakim sınıf haline» gelebilir.

Kargadan başka kuş burjuva demokrasisinden başka demokrasi bilmeyenler oldum olası bu tutumu hayalcilik olarak küçümsemişlerdir. Parlamentarizmi ve parlamenter kurumlara uyum sağlayarak çalışmak isteyenleri eleştirirken Lenin’e de öyle demişlerdi. O ise şu yanıtı verdi:

“Bunun için ne yapmalıyız? Yeter ki, bu yola girelim, bu yola girmek gerektiğini kavrayalım, deneyim bize yol gösterecektir.” (Bkz. İkinci Enternasyonal’in Çöküşü)

Bugün bu zorunluluğu kavrayan komünistler bolşeviklerden daha avantajlıdır. Çünkü onların deneyimleri bize hala yol gösterebilir. Yeter ki, kitle örgütlerinde ve orada çalışanların zihinlerinde egemen olan burjuva demokratik kalıplardan kurtulalım. Kendi deneyimlerimizden öğrenmek için bile buna ihtiyaç vardır.

Paylaş