Gazi Katliam Olarak Hatırlanmaya Devam Ediyor

0

Bu yazının orijinali Komünist KöZ’ün Mart 2002 tarihli 22. sayısında yayımlanmıştır.

12 Mart Gazi Ayaklanmasının yıldönümünde mahallede gelenekselleşen eylem, bu yıl da gerçekleşti. Eylemde TAYAD, DMP, Halk Meclisi pankartları açıldı. Eyleme ayaklanmada ölen iki kişinin Alibeyköy’deki mezarlarının ziyaret edilmesiyle başlandı. Buradan Gazi cemevine yönelindi. Cemevi’nde yemek verildi, sonrasında yeniden yürüyüşe geçildi. Ara sokaklarda, polis barikatları yüzünden kortejle buluşamayan grupların bazıları karşılıklı atılan “Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz” sloganları sayesinde kaldırıldı. Mezarlığa ulaşıldığında ayaklanmada yitirilen Zeynep Poyraz’ın babası bir konuşma yaptı. Mezardan dönüşte ölüm orucu direnişini gündeme alan sloganlar yoğunlukla atıldı. Mahallede bazı işyerlerinin kepenk kapattığı görüldü.

12 Mart 1995’te Gazi’de yaşananlar, kısa bir süre de olsa, devrimcilerin güç aldığı bir sürecin yaşanmasını sağladı. 1995 12 Martı’yla birlikte, Kızıldere, Mahirler bugünün verdiği güçle anılırdı. 8 Mart’lar, Newroz, 1 Mayıs’lar kavga coşkusunun ve savaş zılgıtlarının eşliğinde geçerdi. Gazi, onu değerlendirmeyi bilenleri de bilmeyenleri de diriltti. Gazi’de olaylar dört kahvehane ve bir pastanenin taranıp bir dedenin ölmesiyle başlamış, bu saldırıya karşı gelişen olaylar yalnız saldırıyı düzenleyenlerin değil, o güne dek burada konumlanan devrimcilerin de ufkunu aşan bir biçimde gelişmişti. Ancak bu rüzgar devrimciler tarafından değerlendiri-lemedi.

Geçen yıl şöyle demiştik: “1996 1 Mayısı’nda bir doruk noktasını bulan devrimci akımlar, bu 1 Mayısı izleyen açlık grevlerinin sonuçlanmasından itibaren kendini gösteren bir biçimde liberallerin etkisi altında savrulmalar yaşamaya başlamıştı. 96 ölüm orucu eylemlerinin ciddi bir muhasebesini yapmadan yaşanan süreç, bugünkü ölüm oruçları eylemlerinin nasıl bir seyir izleyeceğini de büyük ölçüde tayin etmiş oldu. 96’dan itibaren devrimci hareket ileri çıkar gibi bir görünüşün ardında, adım adım bir geri düşüşün belirtilerini gösterdi. Ama sürecin geneline damga vuran esas itibarıyla devrimci dinamiklerin varlığıydı.

Ne var ki, bilinçli bir siyasal müdahaleyle değil, kendiliğinden gelişen bu dinamikler, genel olarak devrimci akımların yönelişini etkiliyordu. Buna karşılık bu devrimci dinamiğin sürmesi kendiliğinden etkenlere bağlı değildi; bilinçli bir siyasal müdahaleyi gerektiriyordu. Gazi ayaklanması değerlendirmesinden itibaren komünist devrimcilerin öne çıkardığı bu oldu. Buna karşılık devrimci akımlar Gazi ayaklanmasını teşhis
etmekle yaşadıkları körlüğü, bu dinamiğin diri tutulması konusunda da sürdürdüler; kendiliğindenliğe boyun eğdiler. Siyasal güçler dengesini değiştirecek bilinçli bir müdahaleyi yapamadıkları ölçüde, değişen güçler dengesinin sonuçlarına maruz kaldılar. PKK’nin 1993’ten beri adım adım yürüyerek vardığı “demokratik cumhuriyet” çizgisi de devrimcilerin siyasal bir müdahalesine konu olmadan somutlaştı ve devrimciler bunun da sonuçlarıyla apansız yüz yüze kalmış oldular.”

Geçen yıldan bugüne bu durumu tersine çevirecek bir güç oluşturulamadı. Ölüm orucu eyleminin sürdüğü bugün, Gazi Ayaklanması sırasında emekçilerin ölülerini eller üzerinde taşıyarak panzerlerin üzerine yürüdüğü görüntüler hafızalarımızda tüm canlılığıyla duruyor. Yaşamak için ölümden korkmamanın yalnızca devrimci militanlara ait bir tutum olmadığını gösteren bu ayaklanma devrim davasının güçlenmesi için izlenmesi gereken yolu da bize gösteriyor. Tıpkı onu sahte barikatlarla ve katliam söylemleriyle bütün özelliklerinden arındırılarak kaybetmenin mümkün olduğunu gördüğümüz gibi.

Paylaş